“Nasıl hissediyorsun” sorusuna hep “iyi” diyorum. Sonra bunu açmamı istiyorlar; ne kadar iyi, çok mu yoksa az mı? Ayrıntı vermeliymişim, detaylı detaylı anlatmalıymışım. Anlatmayacağım. Hem nasıl anlatayım ki. Yalanın içini doldurmak zordur. Doğruyu söylesem, hiç iyi değilim, kötüyüm desem mesela. Daha fazla merak edecekler. Didiklemeye devam edecekler hayatımı. Onlar didiklemeden her şeyi anlatmalı mıyım? “Mutsuzum, endişeliyim, kaygılarım var,” desem yetmez mi? Yetinmezler mi? Benden tam olarak ne istiyorlar?
Derin uyuyamıyordu ki rüya görsün. Hep tedirgindi. Kalbi hep pır pır atardı. Kocası ne güzel mışıl mışıl uyuyordu. Dünyadan elini eteğini çekmişçesine huzurlu görünüyordu. Yaşayacağını yaşamış, yapacaklarını yapmış gibi gibiydi. Aslında tanıdığından beri aynıydı. Sakinliğine gıpta eder, çocukların da ona çekmesini isterdi. Onun için hayat daha kolay olmalıydı. Belki de tüm erkekler böyleydi. Belki de özendiği şey erkek olmaktı.