Orada, eterin altındaymışımcasına, hiçbir şey düşünmeden, mutlak bir hiçlik halinde uzanıyordum. Ama bu kötü bir var olma halidir, ruhunuz boşluğu hisseder ve orayı doldursun diye bir şeyi, genellikle de kötü bir şeyi çağırır.
“On dokuzuma geldiğimde, hâlâ bu evde yaşamam için geberip gitmiş olmam gerek.” …….
Ve haksız çıkmamıştım ama yeterince haklı da çıkmamıştım: On dokuzumdaydım, ölmemiştim ve artık doğup büyüdüğüm evde değildim; öte yandan, yine de bir evdeydim ve bu ev benim evim değildi.
Geçirdiğim yazı düşündüm. Farklı gibi görünen şeylerdeki aynılığı görmeye başladığım bir yaz olmuştu. Mutluluktan havalara uçtuğum ve geleceğimi hayal etme arzusu duyduğum anlar yaşamıştım, ama aynı zamanda çok büyük bir de hayal kırıklığı yaşamıştım. Ama zaten olması gereken de bu değil miydi; hayatın sizi sürgit aşağı çeken tehlikeli bir dip akıntısı değil, inişli çıkışlı bir şey olması gerekmiyor muydu?