Hayat; amma da hayat ha. Ne bulabilir insan orada? Fikir meseleleri mi var? Duygu meseleleri mi var? Bu hayatın bir ekseni yok: derin, hayati hiçbir yanı yok. Bütün bu salon adamları benden çok daha uyuşuk, beden çok daha ölü. Hayatında gayeleri ne? Benim gibi yatakta uzanmıyorlar, ama bütün gün sinekler gibi aşağı yukarı inip çıkıyorlar. Ne çıkıyor bunlardan? Bir odaya girersin, bakarsın herkes karşılıklı oturmuş, ciddi ciddi duruyor. Yaptıkları nedir? İskambil oynuyorlar… diyecek yok, güzel bir hayat doğrusu. Yaşayan bir ruh için ne yaman bir örnek! Ölü değil mi bu adamlar? Oturdukları yerde uyumuyorlar mı? Ben yatakta yatıyorum, kafamı valeler ve aslarla doldurmuyorum diye kabahatli mi oluyorum?
“Ama bu hayatta sevmediğin şey ne? Onu söyle”
“Her şey; durmadan öteye beri koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de açgözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çekme takmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler… Konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor. “