Ben size söyleyeyim kilit insanın utancı demektir herşeyden önce... İnsan oğlunun nereye ulaştığının göstergesi demektir. İnsanların birbirlerine duydukları güvensizliğin elle tutulur halidir kilit. Birbirlerine duydukları saygının derecesidir. Bu yüzden, bir çeşit utanç belgesidir her kapıda. Hatta her dolapta, her çekmecede, her çantada, her kasada, her kutuda.... Yine de insanların yüzü kızarmaz onu görünce...
Insanın zalimliğine ağaçlarla kuşlar, böceklerle otlar, hayvanlarla taşlar değil ancak insan karşı koyabilirdi. Dönüp dolaşıp insanda başlıyordu herşey, dönüp dolaşıp insanda bitiyordu. Gerisi boştu...
Yani insanın karışmadığını her şey bir masaldı...
İnsanoğlu beni duymaz da zaten. Sağırdı çünkü o; kokularıma da, yeşillerime de, duruşuma da çağırdı. Sözün özü, insan oğlu benim soyumun dilini çözememişti henüz; kokuca konuşsam da anlamazdı, renkçe konuşsam da.
Sözgelimi kesildiğinde bir köylü tutup beşik yapsındı beni. Oymalarım olsundu, ince ince işlemelerim, renklerim ve boncuklarım olsundu. Kara gözlü, ela gözlü kızlar uyutayım bağrımda, selvi boylu karapürçekli oğullar büyüteydim. O zaman herhalde birbirinden güzel ninniler de söylenirdi başucumda. Saçları sesine, sesi saçlarını benzeyen ipek yumuşaklığında ki bir anne bağrımdaki çocuk uyandıkça palas pandıras koşar, gelip yanıbaşıma otururdu. Yıllarca ta ki büsbütün çürüyüp yok olana dek, annenin süt kokan ılık sesi ile yıkanırdım.