Toprağa gübre olacak bedenimize değil bizi ahiretteki cennete taşıyacak olan ruhumuzu doyurabildiğimizde, belki o zaman dünya çekilebilir güzel bir zindana dönüşebilir.
Nietzsche’nin “Super Human” dediği (beşerüstü varlık) ne menem şeydir? Yaşayan hayattan buna bir misâl gösterilebilir mi? Ne gezer!.. Hepsi nazarî bir yığın lâf kalabalığı ve kelime oyunlarıyla enâniyetlerini tatmin etmiş, fakat “insan”ı tatmin edememişlerdir. Hâlbuki İslâm, koyduğu en nazarî prensibin bile yaşayan hayatta fiilî kıstasını vermiştir: “Ef’âl-i Peygamberî”!..
Bizler gibi akıp giden hâdiseler ve tesadüflere tâbî Müslümanların hâli, gerçek İslâm ile tam bir tezat teşkil etmektedir. Zaten amelî hayatta ona tam mânâsıyla uygun düşen ne hâlimiz var ki, ızdıraplarımızın dinmesini bekleyelim.
İşte birçok sistemler, hukuk, iktisat ve siyaset sahalarında veya felsefî doktrinler bazı umdelerinde ona muayyen bir nispetbariyle yaklaşırlarsa da hiçbir zaman onun insanı mebde ve mead itibariyle ihata edip saâdet ve selâmetini iki Cihan ufku içinde gerçekleştiren muhteşem fikrî yapısıyla boy ölçüşemezler. Bu yüzden gerçek bir mü’min için yegâne mefkûre , sadece ve sadece İslâm’dır. O’nun insan hayatının her sahasına âid olmak üzere koyduğu aslî kaideler, insan ve cemiyet realitesinin (gerçeğinin) Allah indindeki mutlak bilgisine istinâden tâyin edildiğinden o mükemmeliyete hiçbir beşerî doktrinin ulaşmasına asla imkân ve ihtimâl yoktur!..