...kendinden başkasını sevmeyi bilmeyenlerin diğer tüm küçük hesapları insanlığın gözlerini boyamayı ve özgürlüğü sahte yurtseverlik gösterilerinde kullanmaya uygun bir oyuncağa dönüştürmeyi başardı.
Düzeltmenin yalnızlığı küçümsenir gibi değil; hele gece indikten sonra.
Bir olanaksızlığa inanmak istemeyebilir kişi, ama onu kabul etmek gerekince de içi parçalanmadan yaşamını sürdürebilir. Oysa Düzeltmenin yalnızlığı, yeryüzünde sönen her yüzeyle acılaşıyor, daha, daha daha acılaşıyorsa, çok düşünüp çözümünü bulamadığı bir sorun karşısında eli kolu bağlı kalmasından.
Sen yokmuşsun, ben sıkılmışım; öylesine sıkılmışım ki denizi tutuşturmağa kalkıyorum. Tutuşsa herkes korkup dağılacak. Ben de 'oh!' diyerek çıkıp gideceğim. Deniz tutuşmuyor nedense, üç kutu kibrit, iki çakmak tüketiyorum...
Adların özgüllüğünü yitirmesinin yanısıra yaşadığımız çağın bir özelliği daha var: Geçmiş, bir masaldan farksız, insanların pek büyük bir çoğunluğu için; masalın hakkı olan vakit ayrılıyor ona. Yaşadığımız şimdide, geçmiş, kimsenin usunu kurcalamıyor sanki; geleceği de, tükenmeyen, sürüp gidecek bir şimdiki zamanın olsa olsa uzantısı diye görüyoruz.