Cehaletini ; kitaplar, geziler, konferanslar, sanat ve metafizik alanlarında gidermeye çalışan bir birey olmaya çalışıyorum. Şimdiki zamanın ne kadar mühim bir şey olduğunu çok geç öğrendim. Şimdi burada bu an’da.
Sanki Allah eksik bırakmış gibi, dine bir şey ilave etmek veya fazlalık varmış gibi ondan bir şeyler eksiltmeye kalkışmak, Allah'ın dinine müdahale etmek demektir. Keza, din konusunda vahyin yani sıra başka belirleyici kaynaklar öngörmek, vahyin yetersiz olduğunu söylemekle aynı anlama gelmektedir. Dinde vahiyden başka kaynaklara gereksinim duymak; vahiy, tek başına doğru yola iletemez ve hakikati yalandan, iyiyi kötüden, adaleti zulümden ayırt edemez, insanı karanlıklardan aydınlığa çıkaramaz demek anlamına gelir. Diğer bir ifade ile "onu gönderen insana doğru yolu göstermede yeterli değildir" demektir. Böyle bir düşünce Kur'an'a göre küfürdür. Dolayısı ile dinde Kur'an'ın yanı sıra başka kaynakları da zorunlu görmek Kur'an'a göre sapkınlıktır.
Bir Mü'min için din yalnızca Kur'an'dır. Kur'an'ın dışında din yoktur. Nebi'nin de O'nun yakın arkadaşlarınin da ve ilk dönem Mü'minlerin de dinde Kur'an'dan başka bir kaynakları yoktu. Vahyin ilk döneminden hemen sonra, çok erken sayılabilecek bir dönemde Kur'an'ın yanı sıra hadis, icma, kıyas, siyer gibi kaynaklar dinin kaynakları olarak görülmeye başlandı. Oysaki yalnızca "bilgi değeri olan" ve "imana konu olmayan'"
bu kaynakları, dinde kaynak olarak görmek, dini Allah'ın dini olmaktan çıkarmak demektir.
- Kilise, tarih boyu Kur’an-ı Kerîm’le Allah Rasûlü üzerinden hesaplaştı; O’nun şahsına dair yalanlar uydurdu; sonra da o yalanları “hakikat” niyetine asırlarca ders kitaplarında okuttu. Efendimiz’e