On dört asır evvel yazılmış olan bu kitapta feylesof, her kim ki kadir olmak ister, serkeş gönlüne hakim olmalıdır ve boynunu zevk- u safanın bais-i hicap dizginlerine teslim etmemelidir, demektedir.
Üç seneden fazla vardır ki bu defteri açmadım. Kalemim elimden kaçıyor. Tab u tuvanım kalmadı. Bütün sevdiklerimi gaip ettim. Bir aralık aklımı da gaip ettim. Hiçbir ümide malik değilim. Yazmak lüzumsuzdur. Sıkıntımdan bu defteri açtım. İki gün sonra Ada'daki eve taşınacağız. Karşısı denizmiş, arkası çamlık. Su, ağaç, duvar, virane, çöplük, hepsi birdir. Ben her şeye küsmüşüm. Aklımı kaybettim de neden anı sonradan buldum. Delilik çok fena şey. Velakin akıllılar için böyledir. Mecnunlar için bu bir rahatlıktır. Yoksa tecennüm ederler miydi? Akıllı, sevmediği dünyadan kaçıyor. Anın abese tahammülü yoktur. Ve Allah'ın hikmetini bilmeyenler için her felaket abestir. Ben de bilmedim. Hala da bilmem. Ne günahım vardır? Bana hayatım neden cehennem olmuştur? Çilem ne zaman dolacaktır? Artık hiçbir şey arzu etmiyorum ki keder duyayım. Öyledir de, derunumdaki binihaye hüzün nedir? Neden yolların, pembe güllerin üzerine, güneşin üzerine siyah bir tül gerilmiştir? Ben hala arzu etmemekten başka ne arzu ederim?
Babaannem derdi ki, insan hiçbir şeyi ziyadesiyle arzu eylemezse neye gam, kasavet çeksin? Şimdi düşünüyorum ki elde midir bu? Yirmi üç yaşındayım ben. Kaderimden çok bir şey istemedim ki?
Bütün ömründe hiçbir isteği olmadı bu kadının. Son, son, bir tek arzusu, kendi eliyle hazırladığı mezara gömülmekti. Gömülemedi, ne dersiniz, gömülemedi. Ölümünden bir ay evvel belediye mezarlığın yanındaki yolu genişletti. Kestiler onun mezarını. Artık zavallı teyzeciğim hiçbir şey istemedi Allah'tan. Bana nereye gömülmek istediğini de söylemedi. Soramadım ben de. Yine aynı mezarlıkta yatıyor ama istediği yerde değil, kendi eliyle yetiştirdiği çiçekler arasında değil.
Tam otuz iki sene oturmuş o koltukta. Harb-i Umumi çıkınca İstanbul'a hiç inmemiş. Yeni köprüyü ve elektrikli tramvayları bilmezmiş. Otomobil de görmemiş hiç. Son senelerde artık sokağa da çıkmıyormuş. Yalnız bazen mehtaplı gecelerde, arka taraftan çamlığa dalıyor, bir hayalet gibi dolaşıyormuş ağaçların arasında. Gündüzleri hep o koltukta. Pancurları kapalı. Mumlar. Otuz iki sene!