Birden çok kitabı birden çok sebeple seviyor olabilirsiniz, benim gibi. Okuduğum ve en sevdiğim kitapları bir yana bırakıp diyebilirim ki; hayata dair tek bir kitap okuma şansınız varsa bu kesinlikle Anna Karenina olmalı.
Çünkü bu kitap hayatın ta kendisi... Bu kitapla hem aşık olabilir hem nefret edebilirsiniz. Hem sevebilir hem sevginin çalkantılarını yaşabilirsiniz. Hem anne hem baba, hem kardeş, hem eş, hem arkadaş, hem dost olabilirsiniz. Bu kitapla kalabalıklar içine karışabilirsiniz, coşkulu ve neşeli kalabalıklara. Ya da kaçabilirsiniz o iğrendiğiniz herkesten ve her şeyden. Yalnızlığı sonuna kadar yaşayabilirsiniz. Kimsenin bilmediği düşüncelerinizle, inançlarınızı baştan başa sorgulayabilirsiniz.
Bu kitabı bu yaşımda ve bu benliğimde okumamış olsam muhtemelen bu kadar emin konuşamazdım. Ama bu zamana kadar yaşadığım hayatı ve ilişkileri, işimde karşılaştığım olayları, çevremde görüp duyduklarımı, insanlara ve hayata dair gözlemlerimi, düşüncelerimi, varoluşsal kaygılarımı, hayatın amacı hakkında bitmek bilmez sorgulamalarımı, yaşama karşı duruşumu... hepsini ele aldığımda; kitabın kapağını kapattığımda kendime kurduğum cümle buydu: Bu kitap hayatın kendisi. Ve bu da gösteriyor ki bu kitap zamansız ve evrensel. Zira 1800'lerin Rusya'sında yazılmış bir kitap bugünün Türkiye'sinde yaşayan bir insana bunları hissettiriyor.
Bunu düşünen ve hissedenin sadece kendim olmadığını, yabancı kaynaklar dahil olmak üzere kitap hakkında okuduğum yorumlarda da gördüm. Birinde şöyle diyordu: "Hayatı yaşamış ve benzer şeyler deneyimlemiş biri olarak, bunu okuduğumda insanlığın durumunun tarih boyunca aynı olduğunu ve olmaya devam ettiğini fark ediyorum. Bu, hayatımda şimdiye kadar okuduğum en iyi şey!" ve bir diğerinde: "Anna Karenina benim için akıllara durgunluk veren bir