Hilal

9/10
·592 syf.··
2022 11. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 29 Aralık 2022 00:25
"... fakat ( yapar gibi görünseler bile) Yunan mitleri tarih anlatmazlar, ( çok fazla toplumsal özelliklerinin olmasından dolayı) yalnızca eğlendirmekle kalmazlar, ( dinle yakından bağlantılı olmalarına rağmen) dini anlayış barındıran anlatımlar olmadıkları gibi inançlarıyla ve yaşam tarzlarıyla ilgili rehberlik de etmezler. Bu, önemli bir tartışma konusu yaratır: Eğer bunlar tarih, eğlence veya dini inanç değillerse, o halde ne için varlar?" Kitabın sonlarına yakın yer alan bu soru aslında tüm kitap boyunca bize sorgulatılmış, düşündürülmüş ve bu oldukça açık bir biçimde yapılmıştır. Kitap, Yunan mitolojisini başından sonuna anlatmaktadır. Bu kapsamda Yunan mitolojisindeki herkes ve her şey hakkında bilgi vermiş, tartışmalı olan hususlara tek tek değinmiş, farklı yazarlar tarafından olayların ve kişilerin ne şekilde ele alındığı ve kurguladığı hususunda ayrıntılı açıklamalar yapmıştır. Yunan mitolojisinin sanat, edebiyat ve sinema dünyasına nasıl etki ettiği yönünde de kapsamlı bilgiler vermiştir. Bu anlamda kitap isminin hakkını vererek tam bir 'rehber kitap' niteliği taşımıştır. Yunan mitolojisi hakkında bilgi sahibi olmayanlar bazı yerleri anlamakta ve hatta kitaba giriş yapmakta dahi zorluk yaşayabilir. Bu da sanırım, kitabın fazla ayrıntılı olması nedeniyle, temel bilgilerin üzerinde fazla durulmamasından kaynaklanmakta. Kitabı okumadan önce Say Yayınları'ndan Mitoloji 101 kitabını okuduğum için ben bu durumu biraz daha kolay aştım diyebilirim. Tüm bunların yanı sıra kitap, Yunan mitolojisindeki tüm olayların giriş, gelişme, sonuç kısmını anlattığı için okuyacağınız diğer mitolojik- edebi eserler hakkında geniş bir bilginiz olacağını ve diğer eserleri keyifle okuyacağınızı düşünüyorum. İyi okumalar herkese.
Mitoloji
Yunan MitolojisiStephen P. Kershaw · Salon Yayınları · 201883 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Düş mü gördüm yoksa gerçekten okudum mu bu kitabı?
10/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2023 9. kitabı
·
17 saatte okudu
·
Okunma: 01 Mart 2023 16:35
Bitirdiğimden beri elimden bırakamadığım, zihnimden çıkmayan, sürekli altını çizdiğim satırları, aldığım notları okuduğum ve düşündüğüm, uzun bir süre de peşimi bırakacakmış gibi durmayan ancak bu durumdan hiç mi hiç mutsuz etmeyen bu kitaba inceleme yazmak hiç kolay olmasa da bana hissettirdiklerine ve düşündürdüklerine dair birkaç şey yazmak istiyorum. Son zamanlarda okuduğum kitapları çok sevmiş olsam da Puslu Kıtalar Atlası sevmekten öte hisler yaşattı bana. Bize bizi bizden birisinin anlatması hep hoşuma gitmiştir. İhsan Oktay Anar 'da uzun zaman sonra Puslu Kıtalar Atlası ile bizden biri olarak sarıp sarmaladı beni. "Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma." diyen Uzun İhsan Efendi sanki bana söylüyordu bu cümleleri. Böylece sımsıkı sarıldım bu kitaba ve Bünyamin'in atıldığı maceraya sanki benim "şahitliğim"miş gibi sahip çıktım. Dünyaya sırt çeviren ve onu rüyalarında keşfetmeye çalışan bir babanın sözleriydi bunlar ve son derece silik ve mütevazı olarak gördüğü evladına belki de hiçbir zaman yaşayamayacağı bir macera yaşattı hatta hiçbir zaman söyleyemeceği sözleri söyletti. Bu baba için dünyaya şahit olmak bir ibadetti ve dünyaya şahit olmanın yolu ise maceranın kendisinden başka bir şey değildi. Bünyamin zamanla anlayacaktı ki "Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı." "Ben, kendisinden dünyanın meydana geldiği asıl boşluğa erişmek istiyorum." diyen Ebrehe'ye; "Ben bu dünyaya bilmek için geldim. Benim için kutsal bir şey varsa o da
Edebiyat
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma
Bilenleriniz vardır belki “Tolstoy’un Bisikleti” hikâyesini
“Yedi yaşındaki oğlu Vanichka’yı kaybeden Tolstoy acısıyla başa çıkmaya çalışıyordu. O dönemde Moskova Bisiklet Sevenler Derneği ünlü yazara bir bisiklet hediye etmiş. Eşi Sonya’nın endişeli bakışlarıyla, düşe kalka 67 yaşında bisiklet sürmeyi öğrenen Tolstoy, oğlunun acısını böyle hafifletmiş ve artık her yere bisikletiyle gitmeye başlamış. Bu olayın sonunda ‘Tolstoy’un Bisikleti’ kavramı ortaya çıkmış.. Biz buna hayata bağlılık diyoruz. Ne olursa olsun hayata bağlı insanlar bahanelerin arkasına saklanmaz. Konfor alanının dışına çıkar, harekete geçer, bir şeyleri değiştirmek, geliştirmek, başarmak için çabalar. Yaşamla bağı kopmuş insanların ise dilinden sadece şu cümle dökülür: ‘Geç kaldım’.. Tolstoy’u 67 yaşında bisiklet sürmeyi öğreten, Kemal Sunal’ı bile 50 yaşında diploma aldıran hayatta, sahi sen bir şeylere geç mi kaldın? Bir daha düşün…”
Sayfa 27·Kitabı okudu
Kişisel gelişim - Edebiyat
İç Seslerim
Ocak Ayı Öykü Etkinliği #191271500 "Biraz yalnız kalmalıyım." dedim karşımdaki aynaya. Yalnızlığımı çoğaltan insanları hayatımdan çıkardığımdan beri çok rahattım. Kendi kendimle konuşurken kendimi dinlemediğimi fark ettiğimden beri bu rahatım da kaçtı. Bunun iki tür sancısı oldu bende. Birincisi, kendimi dinlemediğim için boşuna konuşmuştum; ikincisi ise kendi boş konuşmalarıma maruz kalmıştım. Yalnızlığı seçmeyi kurtuluş sanmıştım. Oysa kaçsa nereye kaçar insan? Kendini de götürdüğü sürece hiçbir yere kaçamazdı. "Şimdi, yalnızlığı seçtim, diyorsun ya Ragıp. Sen yalnızlığı seçmedin biliyorsun değil mi? Seni, yalnızlığa ittiler bir kuyunun içine atar gibi. Senin yalnızlığın tek başınalıktan başka bir şey değil. Konuştuğun ayna bile susuyor sana." İç sesimi duymazlıktan geldim. Sürekli moralimi bozar dururdu. Hayır, yalnızlığı kendim seçmiştim. Çünkü yazmaya ihtiyacım vardı. Yazarak insanlardan kaçıyordum ama kendimden kaçamıyordum işte. Önünü alamadığım, üstesinden gelemediğim ve bir çığ topu gibi büyüyen sıkıntılarım vardı. Kırk yaşındaydım ama içimde yaşanmamış bir otuz yaş vardı. Oturmuş şimdi, kendi yaşayamadığım hayatımın kılavuzunu yazıyordum. Kimin ne işine yarayacaksa? "Hayat bir gündür. O da bugündür." dedi içimdeki konuşmak için konuşan ses. Sırf laf olsun diye sabahtan akşama kadar böyle boş boş konuşup dururdu. " Bunun mutlulukla ne alakası var?" dedim. "Carpe diem!" dedi içimdeki yabancı ses. Bir başka ses de tuttu onu Türkçe'ye çevirdi. "Anı yakala!" Çoklu iç ses bozukluğu sendromu vardı galiba bende. Kafamın içinde iç sesler durmadan konuşurken kendim olamıyordum. 2-Yaşamak bu! Mutluluk kadar mutsuzluk da var. "Varabildin mi Ragıp, ulaşabildin mi koyduğun hedeflere? Olmak istediğin insan mısın, yoksa başka bir insan