Bu tarihte akılsızlık ve kan, zorbalık ve yalan görüyorum, sürekli çiğnedikleri yeminlerini duyuyor, Tanrı'ya dua ederken ağızlarından çıkan her insaf ve merhamet yıkarışında, üzerlerine bastıkları toprağı nasıl aşağıladıklarını dinliyorum.
Şimdi deri değiştirmekteyim. Canım yanıyor, utanıyorum, korkuyorum, Çünkü her an bir kuzgun beni fark ettiği gibi kapıp götürebilir. Sonra cebimde silah varmış, ne fayda? Silahı ancak kendisine de sıkabilen kişi, bir kuzgunu öldürebilir: kuzgunlar da bunu gayet iyi bilirler ve cebindeki kabarıklıktan taşan çaresizliği hiç umursamazlar bile.
İki sessizlik kuşağı Beni çevrelemiş, iki karanlık kuşağı kafamı istila etmişti. İki duvarın arasında bir mezardaydım, birinin ardında gövdelerin yavan hareketleri, insana özgü yaşantı vardı, öbürünün ardındaysa asıl ve sonsuz varoluşumun ait olduğu alem bütün sessizliği ve karanlığıyla uzanıp gidiyordu. Beni hangisi çağıracaktı? Adımımı hangisine atmalıydım?