Nefsi yemek açardı. Her lezzet nefiste bir açılımdı. Dünya insana mide kapısından gelirdi. Nefis hep yemeğe tutunurdu. Allah, Ehl-i Beyte nefsi açlıkla kapattı. Çoğu gecelerimizi aç geçirirdik. Çocuklar açlıktan uyuyamazdı. Ne kadar tok olunursa nefis dünyaya o kadar açgözlü olurdu. Onun için Allah, Ehl-i Beyt’i o kadar çok aç bıraktı ki dünyaya açlığı tamamen gitti.
Ehl-i Beyt’in midesine dünya düşmedi.
Mide dünya kapısıydı. Babam o kapıyı bizlere sıkı sıkıya kapattı. Hasan ile Hüseyin de bundan nasibini aldı. Onlar Ehl-i Beyt’in iki dalıydı. Bu dallara tutunan kalpler çiçek açacaktı. Onlar da çoğu vakit açlıktan ağlarlardı. Onları Ali’yle açlığa karşı avuturduk. Açlık sabır duygusu verirdi. Nefis terbiyesi mideden başlardı. Mide kapısı kapatılınca nefis mecalsiz kalırdı.
Namaz ibadeti vakte göre ayarlanır. En makbul vakti de gecedir. Çünkü Babam ilk namazını gece kılmıştır. Gece namazları, Muhammedi (asm) ruhun taşıyıcısı olur. Çocuk, Arş'a ilk adımını baba ve anneyi namaz kılarken görünce atar. Birbirinin arkasına düşerek eda edilen namazda bir yürüyüş vardır. Çocuk ruhum bu yürüyüşün seyrine düştü.
Birisi size ne kadar iyi adamsın dediği zaman ‘Ne kadar kötü adamsın’ sözünden daha mutlu ediyor mu? Cevabın evet ise, emmare nefistesin.
İnsan kendisini zaaflarıyla test eder. Emmare nefisten kurtulmanın işareti övülünce sevinmemek, kırılınca incinmemektir. Öfkeyi yenmek, herkesi affetmek, her şeyi Rabbinden bilmektir.
Peygamberimiz (sav) Allah'ım! Seni nasil devamlı zikredeyim" diye sordu. Yüce Allah (c.c); "Insanlardan uzak durmakla; uykunu namaz, yemeğini açlık yap!" diye buyurdu.