Yirmi otuz dakikam boşa gitti diye bu kadar üzülüyorsun ya, dedim ona; peki bir kişi tüm emeğinin boşa gittiğinin farkına ancak ölüm döşeğinde varırsa?
Dört tür insan vardır. İlki “sıradan” “insanlar. Nasıl tanırsın sıradan insanı? Dış koşullar, olaylar ve nesnelere göre ya küfreder ya da şükreder. Her toplumda insanların büyük çoğunluğu böyledir; doğar, buyur, yaşar, küf ve şükürle yaşayıp ölüp giderler.
Sonra “Avcılar” “gelir. Don Juan ‘a göre az sayıda insan avcı olur. Avcı, kendi hayatının anlamının avcısıdır. En önemli becerisi pusu kurmaktır. Anlamı anlamasının gerekliliğini bilir. “Şu adamla sohbet edilir, onu takip edeyim; şu adamın kitabı okunur; şu programı seyretmem lazım; benim arkadaşlarımın şöyle olması gerekir, “demeye başlar; seçicidir.
Ve “savaşçılar”. Gönülün muradını keşfettikten sonra az sayıda avcı, savaşçı olur. Savaşçı, gözlemleyen bilinci ile, -tabii bunu ben bu şekilde yorumluyorum Castenada “gözlemleyen bilinç” diye bir ifade kullanılmıyor - aslında birden fazla niyet arasında en saf olanı bulmanın, gönlünün muradını yaşamanın peşinde koşan insandır. Niyetini saflığını keşfettiği andan itibaren savaşçı olma yoluna girmiştir. Hayatın şimdiki burada yaşandığını bilir, tek gerçek budur ve şimdi ve burada hayatta kalmak, var olmanın hakkını vererek yaşamak için kararlar alır. Kafasını sonuca takmaz, öncelikli olan yolculuğunda kendisi olmasıdır ve bu yolculuğu savaşçı tevazu içinde sürdürür.
Dördüncü tür insan, “arif” insan dediğimiz bilge kişilerdir. Zaman içinde bilgi kişi olur. Bilge neyi, nasıl bildiğini doğrudan idrak eder. Kutupyıldızı gibidir, yön belirlemede referans noktasıdır.