Hipokampus

Hipokampus
@Hipokampus_
Çalışmadan Başarısız Ol Bence
8/10
·176 syf.··
2026 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2026 14:06
Şöyle iki soruluk bir anket yapsam acaba sonuç nasıl olurdu? 1) Çalışınca gerçekten başarıya ulaşılabiliyor muyuz? 2) Çalışmadan başarıya ulaşan var mı? Sonuç ne olursa olsun herkes biliyor ki şu anda çalışarak başarı elde edenlerin değil, çalışmadan başarıya (elde etmek istediği şeye) ulaşanların dünyasında yaşıyoruz. Ülkemizde sanki görünmez bir güç şöyle hükmediyor: Eğer ki kafanda yapmak istediğin, başarmak istediğin bir şey varsa o konu hakkında olabildiğince az şey bil ve elinden geldiğince liyakatsiz ol. Halihazırdaki meslek erbaplarına baktığımızda gördüğümüz bu. Olabildiğince liyakatsiz hakimler, savcılar, doktorlar, siyasetçiler (en başta da onlar gelir), öğretmenler, özellikle de bir devlet dairesinde çalışan memurlar… vb. (İstisnalar tabii ki var ama bu genel kaideyi bozmadığı için rahatlıkla ifade edebiliyoruz.) Bu liyakatsizler sadece liyakatsiz olduğu için başarmıyorlar tabii ki. Arkalarında her zaman ya para ya da güç vardır. Onlar da bunun bilincinde olduğu için çalışmazlar. Nasıl olsa zamanı geldiğinde babacığı veya dayısı onun “başarısını” yıllar öncesinden hazırlamıştır. Ee, paramız ve gücümüz yoksa ne yapalım? Her şeyi boş mu verelim? Bu da olmuyor… Hayatta kalmak için güç sahiplerinin işini görecek, iş bilen insanlara ihtiyaçları var, yani bir nevi kölelere!! Köle olmak bile liyakat ister… Bana kalırsa yine de çalışalım. Bir şey elde edeceğimizden değil. Çalışmayıp ne yapacağız :D Belki bir şeyler değişir, yani çok çalışınca bir gün dürüm döner yerine iskender yeriz… Bu da bizi mutlu eder :)) Kitabı özetleyen kısa bir video bırakıyorum :)
Kalk Çalış Başarısız Ol!Behçet Yalın Özkara · Kronik Kitap · 20241,819 okunma
Reklam
10 Puanlık Bir Eser, 1 Puanlık Kusur!
9/10
·244 syf.··
2025 45. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2025 16:59
“Sessiz, sakin ve akıcı bir şekilde anlatılan hikayede, çok katmanlı ve yoğun bir propaganda içeren son derece tehlikeli bir kitap. Cinayetlere teşvik, devleti ortadan kaldırmaya teşebbüs, halkı ayaklandırmaya ve devletin bütünlüğünü ortadan kaldırmaya yönelik azmettirici bir silah olarak kullanıldığı açıkça görülüyor. Biliyoruz ki kitaplar silahlardan çok daha tehlikeli. Neyseki bu kumpas bilirkişi raporları ile teyit edilip gereken önlemler alınmış ve hain darbe planı engellenmiştir. “ diye düşünenler var:D Evet bu iddia şuan için cezaevinde yatan yazarın infaz süresinin bitmesi veya yeni bir AİHM’den gelecek bir tahliye kararı olasılığına karşı hazırda beklenen yeni bir suç dosyası incelemesi neden olmasın.. Olabilir değil mi? Neyse… Kitabı okurken çok sevdiğim iki yazarı çok defa anımsattı bana. Sarah Jio ve Zülfü Livaneli Jio’nun romantik, azıcık gizem ve dram yüklü o kokulu anlatımı ile Livaneli’nin satır aralarına memleketin genetiğine yapmış olduğu yolculuğu bir arada sunan çok keyifli bir kitaptı. Akıcı, merak uyandıran, bazen güldüren yer yer de ağlatan çok zengin bir içeriğe sahip harika bir yolculuktu benim için Efsun’u okumak. Normalde 10 puan verilecek bir eserken, çok basit ama kurguyu bozan 2 hata için 1 puan kırdım. Yazarın ve yayıncıların bunu fark etmemesi de çok ilginç. Hatta neredeyse 100 den fazla incelemeye baktım 1 okur dışında kimse ya fark etmemiş ya da değinmemiş. Hatayı buraya yazarak incelemeyi daha fazla uzatmak istemiyorum. Yoruma okuru ve incelemesini bırakıyorum merak edenler bakabilir.
EfsunSelahattin Demirtaş · Dipnot · 20244,860 okunma
Shakespeare Tarihi Değil, İnsanı Yazdı…
9/10
·152 syf.··
2025 42. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2025 16:04
Öncelikle bu seri kitap bir oyun değil. Tarih boyunca aynı soytarılığı başka dekorlarla sahneleyen bir kanlı döngünün replikası. Shakespeare burada bir hikaye anlatmıyor, insanlığın suça bulaşmış doğasını ifşa ediyor. Taht kavgalarıyla başlayıp, kitle mezarlarıyla biten o tanıdık trajediyi. Baş karakterimiz Henry mi? İyi niyetli ama işlevsiz. Devlet yönetmiyor, dua ediyor. Savaşın tam ortasında çoban olmak isteyen bir kral... Pasif silik bir figür. Ama işin ilginç yanı, oyundaki en insani damar onda. Çünkü o dönemde birinin “öldürmek istemiyorum” diyebilmesi bile başlı başına bir direniş. Ama Shakespeare bir ders veriyor burada (Gerçi hala da öyle ya neyse) : Bu çağda, erdemli adam ya ölür ya ezilir. Ve kral olsan da fark etmez, sistem seni öğütür. Sanki Shakespeare bu eserle demiş ki; “ben tarihi sahneye taşımıyorum, ben insanın içindeki pisliği seyrettiriyorum...” Margaret'ler, Richard'lar, Warwick'ler... Bunlar birer karakter değil, arketip. Hepsi bir dönem değil, bütün dönemlerin temsili Birazcık dikkatli bakınca; Richard, Kremlin’in koridorlarında yürüyor. Margaret, Pentagon’un plan odasında. Warwick bugün olsa muhtemelen çok uluslu silah şirketlerinin CEO’su olurdu. Değişen tek şey kostümler. Oynanan oyun aynı: Kazanan hep belli. Ölen de... Orta Çağ’da kılıçla savaşıyorlardı, bugün insansız hava araçlarıyla. Eskiden tacı kim takacak diye dökülüyordu kan, şimdi doğalgaz borusu kimin topraklarından geçecek diye... VI. Henry’de anlatılan iç savaş, temelde iki kodaman aile arasında kimin borusu ötecek meselesi... Ama sonuç? On binlerce ceset. Sokaklar, tarlalar, evler savaş alanına çevrilmiş. Halk ne için ölüyor? Taht için. Koltuk için. Üç beş soyadının ego savaşı yüzünden, koca bir memleket toprağa gömülüyor. O dönemde “asilzadeler” vardı, bugün “devlet aklı”
Kral VI. Henry - III -William Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2015323 okunma
Omurgasızlığın Tarihi: Joseph Fouché ve Zübükler Çağı
9/10
·256 syf.··
2025 40. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2025 15:17
Bazı insanlar vardır; ne tam bir hain ne de sadık, ne devrimci ne de muhafazakar… Sadece güçlü kimse, onun yanında saf tutar. Stefan Zweig’ın Joseph Fouché tam da böyle bir mahlukatın biyografisi. Sadece biyografi değil lanet okuma ayini gibi.. Zweig’ın nefret ettiği birini bu kadar ustalıkla anlatması da başka bir keyif. Aziz Nesin’in “Zübük” karakterinin Fransız prototipi… Omurgasızlık öyle genlerine işlemiş ki, adam dik duramıyor ama hep ayakta kalıyor… Zweig, Fouché’yi sadece bir politik karakter olarak değil, bir “tipoloji” olarak inceliyor bence. Çünkü bugünün gazetecisinde, bürokratında, ekran yalama uzmanlarında bolca gördüğümüz bir yaratık bu. (Kitabı okurken o kadar çok kişi geçtiki aklımdan…) Güç kimdeyse onun postuna yapışan, yalanı utanmadan söyleyen, ihanet ederken bile yüzü kızarmayan tiplerden. Adam en yakın dostu Robespierre’i sırtından bıçaklıyor, sonra onun yerine geçiyor. Sonra Napolyon’a tapıyor, o da düşünce kralcı oluyor… (Eminim sizinde aklınızdan isimler geçmeye başladı) Fouché gibiler sadece politikada yok. Ofiste, okulda, ailede, arkadaş çevrende hatta WhatsApp gruplarında bile en güçlü kimse onun peşine takılan bu karakterlere rastlarsın. Sadece politik omurgasızlık değil, ahlaki omurgasızlık da meslek olmuş artık. Ve Fouché gibi zübüklerin altın çağı yaşanıyor şu anda: Etik yok, utanma yok, ahlak yok, edep yok, hiç bir kırmızı çizgileri yok… Zweig Fouché’yi anlatırken sanki günümüz politikacılarını tokatlıyor. Adeta “Bu kitabı okuyun da neyle mücadele ettiğinizi anlayın!” diyor. Genel olarak şunu diyebilirim; Tarih şunu gösteriyor; bir omurgasızın üstüne hep daha büyük bir omurgasız, daha karaktersiz bir hokkabaz çıkar. Ve eski omurgasız, sahnenin kenarına itilir. Fouché gibi tiplemelerin makus talihi budur: Güçlü olanın yanında
Joseph FouchéStefan Zweig · Can Yayınları · 2007882 okunma
Herkesin Tanıması Gereken Bir Adam
10/10
·224 syf.··
2025 39. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2025 18:13
Türkiye’de halktan kopmadan entelektüel kalabilen kaç kişi sayabilirsiniz? Bence Livaneli Türkiye’de görülen o en nadir(entelektüel) şeylerden biri. Öyle her cümlede üç yabancı filozof sayıp sonra da halktan uzak duran tiplerden değil. Hani var ya, “Cahilsiniz, susun!” tonuyla konuşanlar.. İşte Livaneli onların tam tersi. Hem dünyayı bilen biri hem de halkından kendini ayrıştırıp, üstünlük taslamayan son derece mütevazi biri. Sanatta neye elini atsa iz bırakmış. Müzikte zaten efsane, kitapları ayrı bir dünya, siyasette bile temiz kalmayı başarmış. Birçok ülkenin tanıdığı, uluslararası saygınlığı olan bir isim. Hani gerçekten bir kültür elçisi olsaydı, öyle tabelalık değil, içi dolu bir temsilci, işte o Livaneli olurdu. Bu kavramın içi ne kadar boşaltıldıysa da, hala bazı isimler o anlamı taşıyabiliyor, Livaneli onlardan biri. Rüzgarlar Hep Gençtir tam da onun ruhunu yansıtıyor. Onca yaşanmışlığa rağmen içi hala genç. Umudu, inancı, halk sevgisi… Hepsi bir arada. Kitabı okurken bazen gülümsüyorsun, bazen içini bir hüzün kaplıyor ama sonunda tek bir şey kalıyor: “İyi ki böyle biri var.” Gerçekten, herkesin Zülfü Livaneli’yi tanımasını isterim. Çünkü bazı insanlar yalnızca sanatçı değil, aynı zamanda bir duruşu da temsil eder. Livaneli tam da o insanlardan biri.
Rüzgarlar Hep GençtirZülfü Livaneli · Dex Yayınları · 20196,2bin okunma
Reklam