Şimdi sizden ne yapmanızı istediğimi söyleyeyim.
Katlanamadığınız, öfke duyduğunuz, size yanlış yapan insanlarn bir listesini hazırlayın. Sonra kendinize; Ben bu duruma nasıl dahil oldum? Bu iliskiye nasil başladım? Böyle davranmamın nedenleri neydi? Tüm davranışlarım tarafsız bir gözlemciye nasıl görünür? sorularını yöneltin. Ama sakın, bakın tekrar ediyorum, sakın digerlerinin yaptığı kötü seylere odaklanmayın. Niyetimiz suçlayacak birini bulmak degil. Zira tüm yasamamız boyunca bunu yaptık ve bu bizi hiçbir yere götürmedi. Böyle yaparak sadece bir seyler kötü gittiğinde suçlayacağımız insanların isimleriyle dolu, uzun ve işe yaramaz bir liste hazırlanmış oluruz. Uzun ve işe yaramaz bir liste! Oysa tüm bunların içinde benim yerim neresi? O odaya giren kapıyı nasıl açtım? sorularını sormamız yegane gereken şeydir.
İyi insanların basina kötü seyler gelebilir, doğru. Ama bu iyi insanlar yasamlarinin geri kalanınI sinirden dişlerini gıcırdatıp,kin duygusunu besleyen anlarını tekrar tekrar zihinlerinde canlandırarak gecirmezler. Bizi
en çok üzen kişisel çatısmalarımız bir türlü zihnimizden atamadığımız dahasi kabul etmeye pek yanasmasak da bizim de bizzat
içlerinde yer aldıklarımızdır. Bizler isin kökenine inmeyi kabul etmediğimiz için de yaşadığımız çatışmayla bağımızı koparmayız zira bağlı oldugumuz yere dönüp bakmaya bir türlü yanaşmayız.Yaşamlarımızda ki en büyük acılar kabullenmediğimiz hatalarımızdan kaynaklanır ve bunlar bizi biz yapan özelliklerimize hiç uymazlar.İşte bu yüzden bu hatalarımıza
dönüp tekrar bakmaya tahammül edemeyiz. Zaman için de aynı bedende ama birbirime tahammül edemeyen iki farklı birey haline
dönüşürüz.
Yalancıyla yalancılardan nefret eden, hırsızla hırsızlardan tiksinen artık aynı bedendedir.
Bu İçsel savaşın neden olduğu bilincimizin