Zaman diye bir şey olmadığını , kalbin saatinin yalnızca olmamışa ayarlandığını böylece anlamıştım.Evet , olmuşsa bir defa , dahiden olmuşsa , zamanı ne fark ederdi? Kalpte bir yıl bir saniye , bir saniye bir ömür demek değil miydi?
Ölülerin nerede yattığı değil , hayattayken nerede ve nasıl yaşadığıydı esas mesele.Mezarlıklar ne kadar uzağa taşınırsa taşınsın , diriler de kendi mezarlıkarında yaşamıyorlar mıydı?
Dünya , böyle eksile eksile ,Varıncaya dek kendi ekseni etrafında dönmeye devam edecekti.Kendi etrafında fır fır dönen bir şeyi ciddiye almaya çalışmaktı belki asıl aptallık.
Ama sonra ölüm yine Irak olduğu varsayılan meçhul bir vakte ertenince , tek yaptığınız , hızla tüketirseniz çok arzu ettiğiniz bir yere ulaşacakmışsınız gibi, günleri bozuk para misali harcamaya çalışmak oluyor.Varacağınız istasyonun boyunuza göre kazılmış bir çukur olduğunu unutup, süratle eritmeye bakıyorsunuz zamanı.