Merve tuncal

8/10
·368 syf.··
2023 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2023 15:16
"Oysa herkes öldürür sevdiğini" kitabı okurken Oscar Wilde'in bu şiiri aklımda dönüp durdu.Ne anladın derseniz bu cümle özeti olurdu diyebilirim. Butimar Kaan Murat Yanıktan okuduğum ilk kitap oldu. Çokça denk gelip hadi bir şans vereyim artık deyip kısa zamanda bitirdiğim akıcı bir kitap. Mistisizm ve realizmin iç içe harmanlandığı, rüyaların gerçek hayatla bağlantısı, hırs ve ihtirasın insanı ne noktaya getirebileceğini aşama aşama önünüze seriyor resmen. Bir psikologun rüyasında başlıyor butimar.Yer yer garip rüyalar görüyor ve sürekli rüyalarla ilgili araştırmalar yapıyor. Bir gün Psikogun yeni bir danışanı tarafından eline ulaştırılan dedesinden kalma mektuplar romanın başlangıcını oluşturuyor. Bir anda psikolog odasından Osmanlı'nın son zamanlarına geçiyorsunuz. Rusya' nın işgali, medrese eğitimi alan Yusuf, behzad ve Ali garbi'nin dostluğu, kitaplarla iç içe olan ve ilimle yaşanan bitmez sanılan aşk sizi adeta içine hapsediyor. Yusuf'un rüyasında gördüğü butimara olan aşkı gerçeğe dönüşüp kanlı canlı bir hal alınca dünyevi arzularla başlayan simya ilmi bir süre sonra Yusuf'un kuyusu oluyor resmen. Bu noktada insanın hırsına yenik düşmesi ve bunun sonucunda nelerle yüz yüze geldiğini çok açık bir şekilde görüyorsunuz.Çok fazla spoiler vermek istemem. Ben sonunu merak ederek bırakamadım elimden. Kesinlikle şans verilmesi gereken yazarlardan.
ButimarKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20226bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·124 syf.··
2022 16. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2022 00:59
Erlend loe Norveç asıllı 1969 doğumlu bir yazar. Kitapta konu itibariyle norveçte geçiyor. Doppler üçlemesi olarak geçen serinin ilk kitabı ancak seriyle ilgili şöyle bir sorun var serinin üçüncü kitabı basılmış ancak ikinci kitabı basılmamış. Yani ilk kitabı okuduktan sonra devamını okumak isterseniz üçüncü kitaba geçmek durumunda kalıyorsunuz. Umarım en kısa sürede yapı kredi yayınları ikinci seriyide çıkarır. Kitabın baş karakteri olan doppler hayatı boyunca hep iyi okullarda okumuş, başarılı, mutlu bir ailesi ve iki çocuğu olan bir adamdır. Ormanda bisikletiyle gezintiye çıkar ve bisikletten düşüp kafasını yere çarpmasıyla adeta hayatı sorgular bir durumda bulur kendini. Yere yatar ve uzun uzun gökyüzüne bakar. Tüm hayatını, kazandığı başarıları, evliliğini, çocuklarını adeta bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçirir. Herşey o an o kadar anlamsız ve boş gelir ki doppler için o andan sonra tüm eşyalarını toplar ve bir ormanda kamp kurmaya karar verir. İşini bırakır, ailesini bırakır, başarılı dolu tüm geçmişini adeta elinin tersiyle iter geçmişe doğru. Yani konfor alanını kolayca bırakır. Oysa ne zordur değil mi sahip olduğumuz şeylerden vazgeçmek oysa hep daha fazlasını istemeye alışmışızdır.Hatta o kadar çok sahiplenmişizdir ki aslında herkese ait olan, halka açık olan alanlar bile birilerinin mülkü olmuştur. 116 sayfalık bir kitapta öyle güzel noktalara değinmiş ki yazar aslında hepimizin içinde olan ama asla cesaret edemeyeceğimiz şeylerin dili olmuşta bizimle konuşuyor adeta. İskandinav edebiyatına meraklı olanların kuşkusuz çok seveceği bir yazar erlend loe. Kitaptan güzel bir alıntı: "Gençler herşeyi satın almak yerine eşya ve hizmet takasına özendirilmeli. Dünyanın geleceği buna bağlı. Dünya insanlara ait değil insanlar dünyaya ait. Çiçekler bizim kız
DopplerErlend Loe · Yapı Kredi Yayınları · 202412,7bin okunma
Puan vermedi·68 syf.··
2022 10. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 23 Ocak 2022 11:23
Çatısı paslanmış,bacası yarı yarıya yıkılmış, çürüyen sundurmalarının üzerinde otlar bitmiş, duvarlarında ise sıvadan geriye sadece izler kalmış taşra kasabasında bir hastane yer alır. Bu hastanenin bir ek binası vardır ve durumu harabeden farksızdır. Etrafa yaydığı kötü kokusundan yerini bulabilmeniz çok zor değildir.Bu hastanenin nikita adında bir bekçisi vardır. Emekli bir asker olan nikita özünde iyi niyetli, saf, işine bağlı, kıt görüşlü bir adam olmasına karşın hastaların üzerinde dayakla düzen ve nizam sağlayabileceğine inandığı kötü bir huyu vardır Evet bu hastanenin birde hastaları vardır. Odalarının içinde yere vidalanmış yatakları ve bu yataklarının üzerinde lacivert renkli hastane sabahlıkları ve başlarında eski usül takkeleriyle insanlar oturmaktadır. 5 kişiden oluşan altıncı koğuş hastalarının her birinin ayrı ayrı hikayeleri vardır ancak bu hastalardan biri ivan dimitriç kitaba gerçekten yön veren ana karakterdir. Yaşamının büyük bir çoğunluğunu varlık içinde geçirirken bir anda aileden gelen bazı sebeplerden dolayı yoksulluk çekmeye ve bu sıkıntılardan dolayı okulu bırakıp çalışmaya başlar. Kitaplarla iç içe olan ve hep okuyan ivan dimitriç yeni hayatın getirdiği zorluklar karşısında bu ilgisini kaybetmiş ve kendisi adım adım hayattan zevk alamayan ve sürekli şüphe ve korkuyla yaşayan biri haline dönüşmüştür.Kasabada meydana gelen cinayetlerden kendisini suçlayacakları korkusuyla evden çıkamaz ve sürekli saklanır olmuştu.Ve bu da onun hastane yolculuğunun basamağı olmuştu bir nevi. Bir diğer önemli karakter ise bu hastanenin doktoru olan andrey yefimiçtir. Hayatının ilk dönemlerinde bir din adamı olmayı planlarken daha sonra ailesinin baskısıyla doktor olmuş ancak bundan tam anlamıyla mutluluk duymamıştır. Oldukça ilginç bir kişiliği olan andrey
Altıncı KoğuşAnton Çehov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202687,4bin okunma
Puan vermedi·253 syf.··
2022 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2022 18:14
1950-1960'lı yılların ankarası. Sanat, edebiyat, toplum, aşk, arkadaşlık konularının zengin bir çevrede özgürce konuşulduğu yıllar.Adeta bir edebiyat harikaları diyarı. Atilla ilhanlardan tutun adalet ağaoğluna kadar oldukça başarılı yazarlarla dolu bir çevrede başına buyruk,sivri dilli, feminist bir kadın olan sevgi soysalı görüyoruz, adeta onunla sohbet ediyoruz. Genelde biyografi kitaplarında olan sıkıcı hava bu kitapta neredeyse hiç yok. Erdal doğan'ın müthiş gözlem gücü ve sevgi soysala dair edindiği, kendisi tarafından yazılan duygu dolu, umut dolu, hayat dolu mektupları kitapta yazarla bir olma şansı veriyor okuyucuya. Sevgi soysal'ın kitaplarını okumadan hayatını okumak kitaplarındaki vermek istediği o anlam ve duyguyu anlamak açısından çok önemli. Ki kendisi çoğu edebiyat çevrelerince ve okuyanlar tarafından gereğince anlaşılamadığı söylenen bir yazardır. Çok keyifle hatta son satırlarda göz yaşlarıyla çevirdim sayfaları. Yaşamı olduğu kadar ölümüde böyle güzel karşılamak, böyle sahiplenmek gerçekten hayranlık duyulası. "Ölmek bir sonuçtur, başlangıç değil". diyerek kabullenmenin özgürlüğünüde sırtlanarak veda etmiştir kalabalıklar içinde yalnız hayatına. Eserleri ise bizlerin raflarında, ruhunda,başlangıçlarında güzel bir rehber olur. Keza yalnızlığa eş bir yalnızlık kolay rastlanır birşey değildir.
Sevgi SoysalErdal Doğan · Everest Yayınları · 200355 okunma
Puan vermedi·250 syf.··
2022 3. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2022 23:54
Öykü, roman ve deneme yazarı olan sevgili ferit edgünün kaleminden fevkalade bir roman... Yaşanmışlıkların şiirsel bir dille böyle güzel anlatıldığı başka bir kitap okumadım diyebilirim. Kendimi çok şanslı sayıyorum ki böyle güzel bir yazarla geç olmadan tanıştım. Hakkaride bir mevsim 1977 senesinde "O" ismiyle basılır ilk. Hatta Erdel kıral filme dönüştürür kitabı başrollerinde genco Erkal ve Macit Koper gibi dev bir kadroyla. Oldukça etkileyicidir. Ancak 1980 darbesinden sonra kitap ve film bir süre yasaklanır o yüzden yıldızı pek parlayamamıştır. Hakkari'nin pirkanis köyüne yedek subaylık görevini bir öğretmen olarak yapmak için gelir o. Ancak öyle güzel bir güzelleme yapar ki sanki teknesi alabora olan bir kaptan tüm geçmişini unutarak düşmüştür bu köye. Buradan yola çıkarak paristen sonra hakkariye yolu düşen yazarımızın muhteşem kılıfı çok güzel uymuştur romanın üzerine. Kürtçe dışında dil bilmeyen bir köy, hastane, sağlık ocağı yok, defter, kalem, kitap yok, bir okul yok ancak pırıl pırıl gözler var. Yazar gerçeği öyle güzel bir düşe dönüştürmüş ki sanki bir hayalin içinde yüzüyorsunuz. Ki kendiside bir röportajında; "ben gerçekçi bir roman yazmak istemedim,içinde yaşadığım ortamı gerçekçi bir dille yazsaydım eğer ortaya oldukça karamsar bir kitap çıkardı diye belirtir. " Umudu bir altın tepside sunmamıştır bizlere, onu en güzel düşleriyle süslemiştir. İnsanın içinde bulunduğu durumu, siyasi koşulları göz ardı ederek, olması gerekenin aslolan olduğunu, bir gün değişebileceğine olan inancına inandırmıştır. Şimdiler bu köy taştan evlerini betonarme evlere, gaz lambasıyla yanan odalarını elektrik gelmesiyle aydınlığa kavuşturmuştur. Ancak hala ilkokul ve ortaokul yoktur. Bir gün onlarada umut doğması dileğiyle.
Hakkari'de Bir MevsimFerit Edgü · Alfa Yayınları · 201914bin okunma