Ben yaşayanlardan bunu öğrendim sonradan çok sonradan. Bunlar yaşadık gördük geçirdik diyor ama hiç soluksuz ve nöbette kalmıyorlardı. Tepelerde düzlükte, düzlükte havadardılar. Sağlık, mideni ve diğer her şeyini hissetmemek ama onların işlerinin başında olması demekmiş, yaşamak da yaşadığının farkında olmamakmış, öyle dediler, demediklerinde de böyle yaptılar. Yoksa zaten soluk nedir ki kesilivermesin. Soluk sırf denizin dibinde mi kesilir bir müddet sonra, oksijen midir yaşatan insanı, herkes mi pozitif bilime böyle rabıtalı?
Tanrı’nın insana karışamaması değil insanın insana karışamaması acı olan. Ne kadar birleşilse değil mi yüzyıllardır akraba olunamadı. Adem kimin kardeşi bulunmadı. İnsanın hep acelesi var, işler yetişmiyor, hatta gerçek iş nedir bulunamıyor. Tanrı’nın vakti göklerden geniş, insan da bir boy atıyor ama ne yana dönse olmuyor.
Sen, öğrenmedin ama gördün, kendine kendi benliğinden bir kısa tanıklık ettin. Bin kere dönsen şaşıracağın bir yolu yine kaybettin. İyi ki her şey bir kere, sen de her şeyi sadece bir kere yanlış ettin. Yapamadın, yine yapamayacağın yerde tuhaftır tecrübeliydin. Tecrübe hataya mani değil, hatayı tanımaya imkan imiş, ama sen hata yapmasan da ne yaptığını aslında bilemeyeceğini öğrendin.
İnsanın kötüyü tanıyıp iyiye aşinalık tesis edemeyecek yaradılışta olduğunu bir ara sezdin, sonra o da geçti, eski vehmine yerleştin.