Bilgisayar sistemleri insanoğlu için çok eski bir teknoloji değil; hatta günlük hayatımıza girdiği tarihe bakarsak yaklaşık yirmi yıllık bir geçmişe sahip. Fakat bilgisayarların tanıştığımız ilk günden beri akıl almaz bir gelişim içinde olduğunu görebiliyoruz. En yeni bilgisayar bile artık altı ay içinde eskimiş oluyor; aldığımız son model bir teknoloji harikasının üzerine, kısa sürede bir değil birkaç yeni sürüm çıkıyor. Hal böyle olunca da birçok kişi bu gelişmeleri yakından takip edemiyor doğal olarak, üstelik bir de yabancı dillerde terimlere boğulmuş bu alanla, otuz-kırk yaşında tanışmış büyüklerimiz iyice uzak kalıyorlar bu dünyaya...
Her kuşak için teknolojik ilerlemenin duracağını düşündükleri bir dönem mutlaka olmuştur. Bunun son örneği Heisenberg’in atomaltı parçacıklara bakmaya çalışmasıyla aşılmıştır. Günümüz teknolojisinin artık sıradanlaşmış, sıkıcı ve monoton sayılabilecek gelişimini bir üst seviyeye taşıyarak bizi, ”Daha ne kadar gelişebilir ki?” sorusunun cevabının düşüreceği yanılgıdan tekrar kurtaran çalışmanın, yani quantum bilgisayarlarının temelinde de yine bu teori vardır aslında.
Günümüzde kullandığımız bilgisayarlar Turing Teorisi üzerine bit dediğimiz yapı taşlarıyla inşa edilmiş, 0 ya da 1 değeri alan ikili bir ilkeler sistemi ile çalışmaktadır. Quantum bilgisayarları ise 1 ve 0 gibi iki durumla sınırlı değildir; “quantum bit” anlamına gelen “qubit” ile kodlama yaparlar. Bir qubit 1, 0, aynı anda hem 1 hem 0 veya 1 ile 0 arasındaki bir değer olmak üzere dört durumda bulunabilir. Bu qubitler birbirleri ile zincir oluşturarak, tam olarak bizim zihnimizde canlandırdığımız klasik anlamda olmamakla birlikte bilgisayarın işlemcisi ve belleğini oluşturmak için kullanılıyorlar. Bu çoklu durum kümelerinden dolayı quantum bilgisayarları, günümüz