Bitirdim ama bir sorun nasıl bitirdim… Bitsin artık bu ihtimaller silsilesi, kelebek etkileri, bunalımlar, daralmalar da kurtulayım diye bitirdim.
Konsept güzel olmasına rağmen aşırı bunalımlı ana karakterin mıymıylarıyla dolu siyah beyaz yaşamı ve edebi olarak bir şey vaat etmeyen –ki orijinal dilinden okumuş biri olarak belirtiyorum - diliyle ortalamanın hemen üzerinde bir eser olarak kalacak hatıralarımda. Bir yerden sonra, yarısı uzun bakışmalarla dolu 3,5 saatlik TV dizisi tadı vermeye başladı ne yazık ki.
Yine de “hayatın gündelik koşuşturması beni çok darlıyor, yetemiyorum yetişemiyorum, ne yapsam olmuyor, hayat gelme artık üzerime” düşüncesindekiler için güzel bir kurtuluş yolu, keyifli bir eğlencelik olacaktır. Ama zaten bu küçük mutluluklara sarılmadan hayatı devam ettirmenin mümkün olmadığı gerçeğinin farkındalığı ile gelen hafiflikle, her bir geçen günle barışık olanların “Beni bana anlatma kardeşim” dediğini duyar gibi oluyorum…
Çok daha güzel bir kurgu olabilirdi esasen, çok da yeni olmayan “Küçük şeyler mutluluk getirir, ne hayatlar var şükredelim” felsefesi daha güzel yedirilebilirdi sanki diye düşünmeden edemiyorum. Belki de dörtte biri kalınlıktaki Büyü Dükkanı (Yeşim Türköz) benzer felsefesiyle beni çok daha fazla etkileyen sevimli bir eserdi mesela…
The Midnight LibraryMatt HaigBüyü DükkanıYeşim Türköz
Çocukluğumun en büyük keyiflerindendi Thomas Brezina'nın Dört Kafadarlar Serisi kitapları. Geri dönüp bakınca bana kitap ve okuma sevgisini kazandıran en büyük etmen olduğunu çok iyi anlıyorum. Doğum günümde atari yerine bu kitaplardan almayı tercih edecek kadar çok sevmiştim maceralarını. Gün gelince kendi çocuğuma da okuma sevgisini aşılamayı Dört Kafadarlar'ın yardımıyla başarırım umarım.
Thomas Brezina
İhsan Oktay ANAR dedikten sonra devamını anlatmaya, dinlemeye, tartışmaya ne gerek var; geriye sadece okumak, düşlemek ve sindirmek kalıyor… Kalemlerine sağlık yazanlar yazmış zaten, hikayesini, terimlerini, dinamik bir anlatım ve fantastik öğelerle bezenmiş her köşesini…
Ama bakın ben ne öğrendim; denizaltımızın telsiz çağrı adı T1AMAT, diğer bir deyişle Tiamat, antik Babil inanışına göre daha genç tanrılar üretmek için tatlı su tanrısı Apsû ile çiftleşen bir tanrıçaymış. İlkel yaratılıştaki kaosun sembolü olmakla birlikte ve "parıldayan" olarak tanımlanırmış.
Ben Wikipedia’nın yalancısıyım ama sizce de küçük bir gönderme yok mu sanki?
Tiamatİhsan Oktay Anarhttps://1000kitap.com/kitap/kitap--344610
Geride bıraktığımız 50 yıl içinde yazılmış bazı kitaplardaki (Genesis, Cesur Yeni Dünya, 1984) ya da çekilmiş filmlerdeki (Terminatör, Matrix vb.) gibi kendi neslimizi ve kültürümüzü yok edecek bir
“Masalla gerçeği ayırt edebilecek olan okurlara...” diye başlıyor Akilah Azra KOHEN kitabına ve ekliyor, “Romandaki kurgu masal gibi gelebilir; ama o kurgu, gerçeklerin kelime kelime örülmüş