Birinci dünya savaşında başlayan hikaye savaşın ortasından başlıyor. Komutanları geceye kadar işe koşup ya da savaştırıp gece karanlıkta ışık yasakken ormandaki kampa yolluyor ve kimse nerde bilemiyor ormanda dağılıp oralarda uyuyorlar ya da bazı günler tesadüfen buluyorlar. Kitap adını buradan alıyor. Gece, bilinmezliği, ölümü simgeliyor. Yazar kendi özyaşam öyküsünü anlatır gibi yazmış, ne kadarı kurmaca bilemesem de yaşadıklarını vurucu bir şekilde anlattığını söyleyebilirim. Önce savaşı anlatıyor, sonra afrika'da sömürgeciliğe giriyor, oradan amerikaya geçiyor, oradan da Fransa'ya dönüyor ve doktorluk yapmaya başlıyor ki sefalete birinci elden tanıklık ediyor. Kitap baştan sona bir manifesto, zenginlerin cebini doldurmak için fakirlerin ölmesini, sömürgeciliği, sefaleti kendi alaycı üslubuyla akıcı bir şekilde anlatıyor. Bazen fakiriz eziliyoruz muhabbetinin kendini tekrar ettiğini düşünsem de farkındalık yaratmak için yazıldığı düşünülürse oldukça normal.
Kitap bir terörist saldırısıyla başlıyor, bu açıdan bize çok tanıdık. Çok değil bir iki sene önce iki üç ayda bir bomba patlıyordu bir yerlerde, hala her kış bomba korkusu yine uyanıyor. Çocuk o gün annesini kaybediyor ve yaprak gibi savrulmaya başlıyor. Ne kadar şanslı ki karşısına iyi insanlar çıkıyor, öyle drama boğmuyor sizi. Eni sonu hayat akmaya devam ediyor. Dolandırıcılık, uyuşturucu, getto yaşamları bir çok şeye değiniliyor o kısacık hayatta. Karakterler çok başarılı yaratılmış. Karşımıza çıkan herkesi ayrı ayrı çok sevdim. Herkese rahatlıkla önereceğim kitaplardan.
Saka KuşuDonna Tartt · Pegasus Yayınları · 2016805 okunma