Kadın. Kadını bir dilime katık ettiler
Markuuuut! Torbanı sarkıt.
Siz büyüyün kan kuşları siz büyüyün
güzün gelişi bir öğürtüdür korkmayın
korkmayın ölüm bir başka ağzıdır yarasaların.
Aşınmış eşikler, aşınmış yaygaralar
aslan gibi bir kocası var mıydı bu kadının?
Gömleğimi zorlayan kuş sesleri.
O her neredeyse orada olmak istiyorum, onunla bulunabildiğimiz yegâne yer geçmiş ve olmamak , ama hala varım. O çoktan geçmiş oldu, oysa ben hala bugünüm. Eğer o geçmiş olduysa hiç değilse bu açıdan ona eş olaydım, hiç yoktan iyidir, onu anımsamak ya da özlemek durumunda olmazdım o zaman.
Sabahları, sadece on dakikamızı meşgul eden, sonrasında geride bir hüzün ya da iz bırakmadan unuttuğumuz, sonuca bağlanmamış binlerce sırla bir arada yaşıyorduk.
Birisinin bir daha hiç gelmeyecek olması, bir şey söylemeyecek olması, asla tek bir adım atmayacak olması, ne yakınımıza ne uzağımıza doğru- bize bakmayacak, gözlerini başka yöne çevirmeyecek olması… Kim bilir buna nasıl dayanıp sonrasında bunu atlatıyoruz? Gel zaman git zaman nasıl olup da unutuyoruz, sessizliğe gömülen onlardan nasıl uzaklaşıyoruz, bilmiyorum.
Gerçek bir insan,kendisiyle ne kadar derin bir yakınlık kursak da, büyük ölçüde duyularımız tarafından algılanır, yani saydam değildir, duyarlılığımıza taşımayacağı bir yük bindirir.