Kendi değerini başkasının gözünden biçen kişilere merhamet göstermek gerekirdi,çünkü ancak onlara gösterilen merhamet onları uyandırabilirdi. Merhametti merhametsizliğin tek ilacı. İnsan kendi değerini bilmediğinde, kendisine ucuza değer biçecek biri mutlaka hayatına geliverirdi. Sana ne kadar değersiz olduğunu hissettirenlerle dolu bir hayat,lanetlenmişlikti.
Bir olaya bakış açını değiştirip, sorunun etrafında 360 derece dönebilmek,hayattaki tıkanıklıkları açmak için belki de tek çareydi. Ve kişinin kendine yaptığı en büyük yardım,başkasının ihtiyacı olan bir şeyi karşılamasında aracı olabilmekti, çünkü hayat farklı bedenlerde, farklı duygularla aksa da aslında tekti.
Geri kalan her şey hatıraydı. Yaşanmışlıklarımızın hepsi anlardan ibaretti ama bazı anlar ömrün tamamına bedel olsa da hayat tüm anların üst üste eklenip,bir bilmecenin küçücük parçaları gibi birleşmesi değil miydi ?
Peki ya bütün ?
Herkesin yaşadığı tüm anlardan oluşan parçaların bütünü neydi ?
Bütün bizdik.
Yaşadığımız,yaşamayı seçtiğimiz her şey Bizdik. Seçimlerimizdik Biz. Girmeyi seçtiğimiz kapı, yürümeyi seçtiğimiz yolduk… Olacağımız kişiyi seçe seçe, olduğumuz kişiye gelmemiş miydik?
İnsanın kendi ile savaşı ne kadar uzun sürerse yenilgisi de o kadar büyük oluyordu. Evet, belki o yenilgiden karakter doğuyordu ama peki ya anlayıştan… insanın kendisini anlamak için verdiği çabadan ne doğuyordu? İşte karakterin mucizeleri ancak kendini bilince çıkıyordu ortaya.