Durduk yere ölmeyecek olsam, o cerahat pınarı, cefa panayır hayatı sevmeyi de akıl edemezdim ya, biri size öleceğinizi söylediğinde, karanlık maziniz, cıvıltılı bir hatıralar geçidine, kapağında şen sadan ayçiçeklerinin açtığı neşeli bir fotoğraf albümüne dönüşüveriyor.
İnsan habis mi doğardı? İlle de öyle mi ölmek zorundaydı? Yeni doğmuş sabileri düşünüyordum mesela. Ne hasenata hayrata ne falsoya fesada mecali olanları. Sallanan bir beşikte, sersem sepelek seyrederken alemi, hepi topu diş çıkarmayı filan beklerlerdi. Sonra ne zaman çıkarırlardı dünyaya dişlerini? Ne ara bilerlerdi? Ne vakit başlarlardı bile isteye incitmeye diğerlerini? İlk gerçek günahlarını ne zaman işlerlerdi?