19 Temmuz
Uykudan uyanıp lekesiz bir göğün altında güneşin yükseldiğini görmek ve içinin "bugün ona gideceğim" hissiyle dolması... Bir kere ona gitmeye karar verdikten sonra artık bütün gün başka bir şey düşünememe... Her şey beni ona götürür ve her şey bu hayale takılı kalır.
Keşke dedim. Her gün kendi kendimize şöyle söylesek: Senin dostlarına karşı vazifen onların keyfini bozmamak ve mutluluklarına ortak olarak onu arttırmaktan başka bir şey değildir. Onların ruhu coşkun bir sevgi içinde kıvranırken veya derin bir acı ile inlerken sen onların yüreklerine birkaç damla su serpebiliyor musun?
Sizce hırçınlığını, huysuzluğunu hiç belli etmeyen, başkalarının keyfini kaçırmayan hırçın, huysuz bir kimse var mıdır?
Daha da derinlere inersek, hırçınlığımız biraz da kendimizden memnun olmamamızdan ileri gelmiyor mu?
Bir yandan kendi değersizliğimizi anlıyoruz diğer yandan içimizden çılgınca bir gösteriş arzusu var. Fakat bunlar örtüşmüyor.
Etrafımızdaysa öylesine neşeli insanlar vardır ki mutluluklarından bize bir şey borçlu değillerdir. Buna hiç katlanamıyoruz.
Lotte bir hastayı nasıl görürse; benim zavallı kalbimin de öyle görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu kalp, yatağında inleyen herhangi bir hastadan daha çok acı çekiyor.