Sarı Kulplu Fincan
Öyküleri ayrı severim bir de Hanife Mert’in kaleminden olunca değmeyin keyfime…
İki öykü neleri gönlümüze sürükler biliyor musunuz? Zaman zaman mutluluğu ve umudu, yer yer üzüntüyü, kimi zaman gençlik esintisine geçmişi çeker.
Bir yandan canım Gülden, diğer yandan sıcacık sarılma ile omuz vermek istediğim Ayla…
Gülden, arkadaşının vefat haberini almasıyla bizi adeta geçmiş yıllarına konuk ediyor. Aydın’ın kaybına aralanan o kapı tam da bizi Gülden’in geçmişine götürüyor. Babasının kaybının ardından halasının üst katına yerleşmeleri, üniversitenin ardından iş bulamaması. Ya tecrüben olacak ya da sağlam bir dayın olacaktır, öyle kolay değil iş bulmak… Nihayetinde işe girmesini orada geçen yıllarını dinlerken Aydın’ın intiharına geliriz. Ama Aydın neden intihar etmiştir ki?
Ayla, annesinin suskunluğunun, babasının sözlerine zincirlenmesi ile Timuçin’le tanışıp hayata karşı sanki aralanan perdeyi elinde sıkı sıkı tutması…Kırılan sarı kulplu bir fincanla yüreğimize saplanan o his bambaşkaydı.
İki öykünün de okura verdiği mesajlar o kadar hayatın içinden ki sanki yıllardır tanıdıklarını dinliyormuşsun hissi yakalıyor…
Aslında tam da içinde bulunduğumuz toplumun dile getirmeye korktuğumuz gerçeklikleri var ya işte onlar öykülerde öylesine içten geçiyor ki o yüzden karakterleri hep kendimize yakın hissediyoruz. Bizim dile getiremediklerimiz harfe, heceye bürünmüş de karşımıza çıkmış gibi… Ataerkil toplumda kadının yutkundukları, bir yerlerde tanıdığın yoksa altın kuşu bulsan ne fayda gümüş kaşıkla doğanların kazandığı bir evre… Zamanla gelişen ve değişen dünyada hep yozlaşan kadına dair düşünceler.
Ben kendi payıma düşeni aldım, başka türlü de olabilir. Benim de payıma bu düştü demek yok
Sizler de pek çok duygunun düşüncenin kenetlendiği öyküleri
Karanlık Zihinler…
Selamlar, evet evet bugün paylaşımlara doyum olmuyor okul dönemim çok yoğun geçince tüm okumalarıma ait yorumlarımı tatile sakladım. Şimdi de serinin ilk kitabından bahsetmek istiyorum.
️ Diana ile Arya, birbirine bağlı iki dosttur. Olağan ve huzurlu hayatları vardır. Bir gün alışveriş yaparken tanımadıkları üç kişi tarafından bambaşka bir dünyaya götürülürler.
️ Gittikleri yerde aslında onların kayıp prensesler olduğu söylenir. Ancak Diana ay prensesi, Arya ise Yıldız prensesi olduğuna dair hiç birşey hatırlamaz. Tehlikelerle dolu bu yere alışmaya çalışmak, geçmişi hatırlama çabaları, bir yandan da Gökyüzünün Elçisi’nin Diana’ya söylemleri, Yıldız Prensi Davin’e karşı duyguları harmanlanırken Arya ile dostlukları çatırdamaya başlar. Hatırladıkları şeyler onları geri dönüşü olmayan bir akıntı misali sürükler. Bakalım ne olmuş neler olacak derken kitap akıp gider.
Kraliçelerin yönetici olduğu, 3 ayrı Krallık okuru bekliyor. Satırların arasına gizlenen okura acaba mı hissine iten pek çok an var.
Finalinde hissettiğimiz üzere devamı çok daha gizemli
Beklemek okura mı düştü şimdi
@mirayggy yazarımız devamı ne zaman gelir acaba?
Canım fatmanur aydın ile tanıdığım “Karanlık Zihinler” benim için keyifli bir gizemdi…
Karanlık ZihinlerMiray Yeşil Bahap
Cehennem Geçidi Sekoya Ağacı
@perseusyayınevi yayımı @yusuf_ozturk_official kaleminden enfes kurgusu ile okuru fantastik bir dünyaya çeken kitapla geldim.
Harmanlamak deyince satırların büründüğü hal ne dersiniz? Karanlık bir ortam, bitmeyen hatta düşüşe geçmeyen bir kurgu, korkunun psikolojik gerilimle ince bir köprüde buluşması desem….
Lora’nın terazisinin bir tarafı acı ve korkuları taşırken, diğer kolunda umut vardır. Onunla birlikte ormanın derinliklerine başlayan yolculuğumuzda Sekoya ağacı ile çevriliyoruz. Bilinmeyen varlıklar, kadim sırlar ile öyle bir çekiyor ki terazide dengeyi nasıl sağlayacak okur derken her satır ayrı bir film karesine evriliyor adeta.
Lora, eşi oğullarıyla birlikte tatile gidecektir. Ancak planlananın aksine Lora onlara sonradan katılmak zorunda kalacaktır. Ne yazık ki bir planör kazası olur. Oğlu ve eşini kaybeder. Kazanın ardından sadece pilota ulaşılır. Eşi ve oğlunun kaybı ile bitmek bilmeyen bir girdap misali kabuslar görür. İşinden ayrılması, kendini dört duvara kapatması derken o ormana gidip eşi ve oğlunun da cenazelerini aramaya karar verir. Ormana dek, ormanda sanrıları mı peşindedir ? Bu fısıltılar da neyin nesi “Ölüm Seni bulacak… Çok yakında… Bana gel…”
Gerçek ile bilinmeyenin gizemi Tokat gibi okura çarpar… Korkularla yüzleşmek böyle bir yolculuk mu sahi? Hissini yakarsınız.
Uzun zamandır fantastik-gerilimiz en leziz hali ile buluştum
Türünü sevenlere mutlaka tavsiyemdir
Cehennem Geçidi: Sekoya Ağacı