"Düşün ki gecenin karanlığında geminiz batmış, gemiden kendinizi denize atmışsınız, bir odun parçasına tutunarak; ta yüreğinizin derinliğinden 'imdat, imdat!' diye haykırıyorsunuz. İşte Allâh'a da böyle haykırabilmek; hiç kimsenin olmadığı o ıssız gece karanlığında ve denizin ortasında yüreği dile ortak ederek yalvarıyormuş gibi tüm benliğinle o duaları işiten Rabbe karşı yakarabilmektir."
Allâh'ım! Hatalarımızı sularla, karlarla ve dolularla yıkanmış gibi bizlerden gider.
“Allahümme âtina fi’d-dünyâ haseneten ve fi’l-âhireti haseneten ve kınâ azâbe’n-nar.”
“Allâh'ım! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilikler ver, ve bizleri ateşin azabından koru.”
Allâh'ım! Huşu duymayan kalpten, kabul edilmeyen duadan, doymak bilmeyen nefisten, fayda vermeyen ilimden sana sığınırım.
Allah (c.c.)'ın diliyle <Ben insanın en büyük sırrıyım ve insan benim en büyük sırrım> derken, belirttiği insanın ta kendisi... O, bütün hisselerin ana sermayesi... İnsan olmaya en büyük insan, Peygamber olmaya en büyük Peygamber... Fakat bütün çerçevelerin üstünde ve nâmütenahi kere, O, yani bir kere O... <Bir> O'nundur. Ve Kâinat tesbihinin, bütün taneleri, içinde ve keyfiyetinde taşıyan ilk tanesi O'dur.