İlâhi hikmet gereği, İslam'ın ilk yıllarında Müslümanlar, Kudüs'teki Beyt-i Makdis'i kıble edinmişlerdi. 23 yıllık Risaletin yaklaşık 14 yılı boyunca, namazlar Kudüs'e dönülerek kılındı. O sırada Kudüs'te Beyt-i Makdis fizikten ve cismen mevcut değildi. Müslümanlar, aslında bir hatıraya, Hz. Süleyman'ın inşa ettiği o muhteşem mabedin hatırasına yöneltilmișlerdi. Verilen mesaj şuydu adeta: "Kudüs'e dikkat."
Mirac yolculuğu sırasında Hz. Peygamber'in Kudüs'e uğraması da, burada kendisine gösterilen ilahi işaretler de yine aynı amaca matuftu: "Kudüs, gündemimizde olsun."
Müslümanlar olarak ister ihmal edelim, ister ciddiye alalım, Kudüs her zaman "temel meselemiz" olarak kalacak. Tarihin de coğrafyanın da kilidi Kudüs. Bundan kaçış olmadığı gibi, konun ihmale gelir bir tarafı da yok.
Kudüs'le ilgili kaynak eser tavsiye ederken hâlâ düşünüyorsak, meseleyi ayrıntılı şekilde anlatan kitaplar hâlâ yabancı dillerden tercüme ise, akademide hâlâ tatmin edici derecede Kudüs çalışmaları yapılmıyorsa...
Demek ki, önümüzde yürünecek uzun bir yol var.