Öncelikle şunu söylemeliyim bu kitabın benim için özel olması yazarından veya içindeki satırlardan değil, bana bu kitabı veren kişiden kaynaklı. Kısa bir şiir ve ardından "ne çok acı var" diye başlıyor kitap.
"Yasamak" Bence bir kitaba verilebilecek en güzel isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşanılabildiğine tanık olacaksınız. Tabi olabilirseniz çünkü Cahit Zarifoğlu’nun anlatım tarzı oldukça kapalı. Bazı şairler vardır ki okursunuz, bir ahenk vardır fakat anlamak için bir kere daha okumanız gerekir, bazı şairler de vardır ki ne ahenk sizi sarar ne de mana. Okusanız da bir sey anlamazsınız. Böyle şairler bence şiirlerini okunması için değil de kendi içini dökmek için yazmışlardır. O satırları şairinden başka kimse tam olarak anlayamaz. İşte Cahit Zarifoğlu bence tam olarak böyle bir şair. Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık, bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var, şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz. Kitap içerisinde çok sevdiğim duygu dolu paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkın, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da. Yalnızlık da olmazsa olmaz tabi. Kitapta zaman zaman insanları, zaman zaman da davasını anlatmış. Bazen annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Cahit Zarifoğlu yeni nesilden de şikayetçi olduğunu belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Biliyorsunuz ki Cahit Zarifoğlu Dünyanın