Hüseyin ོ

Hüseyin ོ
“Sen rüya görürken, senin yanında olmam gerek”.
Puan vermedi·162 syf.··
2025 16. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Aralık 2025 07:42
Eser, sıradan bir zaman diliminde geçen basit bir olay üzerinden insan doğasına, iktidar ilişkilerine ve psikolojik çatışmalara odaklanan alegorik bir anlatı niteliği taşıyor. Yazar, kısa ve yoğun anlatımıyla okuyucuyu metnin içine çekerken derin bir düşünsel sorgulamaya da davet ediyor. Kitap, iki adam arasında geçen bir masa oyunu etrafında şekilleniyor. İlk bakışta gündelik ve önemsiz görünen bu karşılaşma, ilerleyen sayfalarda güç, zeka, manipülasyon ve üstünlük kurma çabalarının sembolik bir arenasına dönüşüyor. Oyun süreci, karakterlerin kişilik özelliklerini ve dünyaya bakış açılarını ortaya çıkaran bir araç olarak kullanılıyor. Kitaptaki karakterler isimlerinden ziyade temsil ettikleri tutumlar ve zihniyetlerle ön plana çıkıyor. Karakterlerden biri daha içe dönük, sorgulayıcı ve edilgen bir yapı sergilerken; diğeri ise baskın, yönlendirici ve manipülatif bir kişiliği temsil ediyor. Bu ikili karşıtlık, bence toplumda sıkça rastlanan güçlü–güçsüz ve ezen–ezilen ilişkisini yansıtmak için kullanılmış. Aynı zamanda yazar okuyucu, bu karakterler aracılığıyla kendi hayatındaki benzer ilişkileri fark etmeye yönlendirmeyi de amaçlamış olabilir. Kitabın en temel temalarından biri iktidar. Yazar, iktidarın yalnızca fiziksel güçle değil, zihinler üzerinden de kurulabileceğini vurgulamış. Manipülasyon, küçümseme ve psikolojik baskı gibi unsurlar, iktidarın görünmez ama etkili araçları olarak sunulmuş. Bunun yanı sıra insan psikolojisi, korkular, özgüven eksikliği ve kabulleniş gibi kavramlar da derinlemesine ele alınmış. Yazar bana göre sıradanlığın aldatıcılığı temasını da güçlü biçimde işlemiş. Günlük hayatta önemsiz gibi görünen anların, bireyin hayatında kalıcı izler bırakabileceği gösterilmiş. Yazar, okuyucuya sıradanlığın arkasındaki tuhaf ve rahatsız edici gerçekleri
Psikoloji
Sıradan Bir Gün Tuhaf Bir AdamRemzi Erdinç · Lora Yayıncılık · 202562 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·216 syf.··
2024 2. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 15 Ocak 2024 06:04
Öncelikle şunu söylemeliyim bu kitabın benim için özel olması yazarından veya içindeki satırlardan değil, bana bu kitabı veren kişiden kaynaklı. Kısa bir şiir ve ardından "ne çok acı var" diye başlıyor kitap. "Yasamak" Bence bir kitaba verilebilecek en güzel isim. Çoğu insan yaşadığını sanıyor ama aslında yaşamıyor. Bu kitabı okurken sizde nasıl yaşanılabildiğine tanık olacaksınız. Tabi olabilirseniz çünkü Cahit Zarifoğlu’nun anlatım tarzı oldukça kapalı. Bazı şairler vardır ki okursunuz, bir ahenk vardır fakat anlamak için bir kere daha okumanız gerekir, bazı şairler de vardır ki ne ahenk sizi sarar ne de mana. Okusanız da bir sey anlamazsınız. Böyle şairler bence şiirlerini okunması için değil de kendi içini dökmek için yazmışlardır. O satırları şairinden başka kimse tam olarak anlayamaz. İşte Cahit Zarifoğlu bence tam olarak böyle bir şair. Kitap günlük ve anı türünde gibi gözüküyor. Öyle bildiğiniz gibi zamana göre ilerlemiyor. Tarihler karışık, bir bakmışsınız geçmişe gitmiş. Birde bakıyorsunuz yaşadığı zamana geri gelmiş. Ayrıca bu türler dışında yazılarının içine birçok türü de katmış. Deneme yazıları da var, şiir de var. Sayamayacağım kadar çok konuya değinmiş. Bazen yeni bilgiler öğreniyorsunuz. Bazen de yazarın bir insan, bir konu hakkındaki görüşlerini görüyorsunuz. Kitap içerisinde çok sevdiğim duygu dolu paragraflar vardı. Bu adama Zarif adam diyorlarsa içinde aşkın, sevginin de geçmesi gerekiyor. Ve geçiyor da. Yalnızlık da olmazsa olmaz tabi. Kitapta zaman zaman insanları, zaman zaman da davasını anlatmış. Bazen annesine olan sevgisi ve özlemini dile getirmiş. Bazen de babasına sitem etmiş. Cahit Zarifoğlu yeni nesilden de şikayetçi olduğunu belirtmiş. Modernleştikçe kendimizi, kültürümüzü kaybettiğimizi söylüyor. Biliyorsunuz ki Cahit Zarifoğlu Dünyanın
Edebiyat
YaşamakCahit Zarifoğlu · Ketebe Yayınları · 202211,2bin okunma
Puan vermedi·49 syf.··
2023 7. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2023 21:52
"Tanrı’nın dengi olmaya kalkışan sonsuza kadar lanetlenecektir!" Zacharius Usta olağan üstü ince bir işçilikle ürettiği saatlerle Cenevre şehrinin gururudur. Ünü İsviçre sınırlarını aşıp Fransa ve Almanya'ya kadar uzanmıştır. Saatçiliğin ilerleyen bilime ayak uydurmasıyla, Zacharius Usta da saat maşasını icat eder. Bu icadının ardından kibir başını döndürür. Öyle ya, Tanrı sonsuzluğu yarattıysa, kendisi de zamanı yaratmıştır. Ancak günün birinde imal edip sattığı bütün saatlerin ortada görünür bir sebep olmaksızın birden durmasıyla, öfkeli müşteriler evinin kapısını çalmaya başlar. Bilimle manevi değerler arkasındaki çatışma Jules Verne'in 1854 yılında yayımladığı bu fantastik öykünün ana temasıdır. Kibrine yenilip ölümsüzlüğün peşine düşen ve ruhunu kaybeden Zacharius Usta için çöküş kaçınılmazdır. Eleştiri konusuna gelecek olursak tıpkı çok sevdiğiniz bir filmi ilerlete ilerlete izlediğinizde detayları kaçırıp sadece konuya hakim olacağınız gibi bu kitap da okuru detayların güzelliğinden mahrum bırakmış fakat oldukça etkileyici bir konuyu ele almış. Yazarın aklına güzel bir fikir gelmesiyle beraber hemen kağıdı, kalemi eline alıp unutmadan hızlıca yazayım da bitsin demiş hissiyatını aldım bir okur olarak. Eleştirim sadece bu yönde olabilir. Onun haricinde bu kitaptan esinlenilerek oldukça güzel bir tiyatro eseri de yazılabileceğini düşünüyorum. İçerisindeki fantastik ve kasvetli unsurlar, seyirciye çok daha iyi aşılanabilir, hatta belki kitapta saklanmış detaylar da sahnede daha iyi vurgulanabilir. ——————————— Spoiler ——————————— Öyküde Zacharius Usta, şimdiye kadar zamanı en doğru ve uzun süre bozulmadan ölçmeyi başarmış saatleri icat eden çağının en iyi saat ustalarındandır. Fakat yaşı ilerledikçe ve başarıları arttıkça gururu ve kibri artmaktadır. Zamanin
1000Kitap
Zacharius UstaJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202124,9bin okunma
Puan vermedi·160 syf.··
2022 1. kitabı
·
59 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2022 00:00
Zülfü Livaneli'nin muhteşem romanı "Huzursuzluk," derin bir etki bırakarak bizleri kendi iç dünyamıza davet ediyor. Sayfalarda kaybolurken, Kahramanların acılarına ve sevinçlerine ortak oluyor, nefes alıp verirken de onlarla aynı duygusal dalgalara yelken açıyoruz. İbrahim’in çocukluk arkadaşı Hüseyin'in beklenmedik ölümüyle başlayan hikaye, daha sonra bir kara sevda yolculuğuna sürüklüyor bizleri. Bu sevda, aşkın en karanlık ve zorlayıcı hallerini yansıtırken, bizi de kendi derin duygusal labirentlerimize sürüklemekten geri bırakmıyor... Ezidilik inancının izlerini de bulabileceğimiz bu romanda, inanç sistemleri ve kültürel zenginlikler üzerine derin bir tefekkür sunuluyor bizlere... Livanelinin kusursuz kalemiyle işlenen Ezidi inancının mitolojik ögeleri, bu serüvene kesinlikle baş döndürücü bir atmosfer oluşturuyor. Melek Tavus'un karanlıkta aydınlık arasındaki çelişkileri temsil etmesi kanımca insanın iç dünyasındaki çatışmalara ayna tutuyor. Böylece, romanın derinliğinde insanın evrensel arayışlarına dair bir anlayış ve ibret buluyoruz. Roman boyunca İbrahim’in Meleknaz'a olan tutkusu ve özlemi, okuyucunun işine usul usul nakşediliyor... Bu çılgın aşkın yarattığı tehlikeler, insanın tutkularının nasıl bir çıkmaza dönüşebileceğini biz okuyuculara sorgulatıyor. İbrahim’in sevdasının peşinden gitmek için verdiği sancılı mücadele, aşkın ne kadar yıkıcı olabileceğini de çok net düşündürüyor olsa gerek bizlere... Zülfü Livaneli'nin kelimeleri ustalıkla harmanladığı romanı, bir yolculuk niteliği de taşıyor bana kalırsa. Böylece biz okuyucular, İbrahim’in izinde Mardin'e ve ardından Amerika'ya doğru ilerlerken, birçok duygusal sarsıntıya maruz kalıyoruz ve en önemlisi, İbrahim’in iç hesaplamalarına tanıklık ederken, kendi hayatımızdaki yanılgıları, umutları ve korkuları
Edebiyat
HuzursuzlukZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2017117,6bin okunma
Puan vermedi·584 syf.··
2025 9. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2025 00:00
Hüseyin Nihal Atsız edebiyat dünyasında haksızlığa uğramış bir şair ve yazardır. Yıllarca yazar hakkında duyduğumuz olumsuz cümlelerden ötürü, Atsız'ın eserlerine burun kıvırılmış hiçbir kitabına ve düşüncesine gerekli edebi değer verilmemiştir. Fanatiklikten olduğu kadar yargılamalardan, bilmişlikten, dayatmadan ve birini sürekli kötülemekten hoşlanmam. Hepimiz kendimiz için doğru olduğunu düşündüğümüz bir dünya görüşü belirlemişiz ve buna göre yaşıyoruz. Fakat farklı görüşleri de okumanın bir zararı olacağını düşünmüyorum, herkese de okuyun demiyorum çünkü hakkını veremeyecekler bence okumasın. Atsız’ın dediği gibi "Partilerde ülkü yoktur. iktidara geçmek veya orada kalmak için en aşırı tavizlerden çekinmezler." Kürt, solcu, islamcı farketmez bu kitabı okumanızı tavsiye ediyorum. Bozkurtlar Türk toplumunun İslamiyet öncesi ahlaki ve toplumsal yapısını ele alan bir harika eser. Daha önce Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor olarak iki ayrı kitap olan bu kitap Ötüken Neşriyat tarafından birleştirilerek tek kitap halinde basılmaya başlanmış. Okuma konusunda sıralama hatası olmaması ve her ikisinide okumuş olma açısından bence güzel bir karar olmuş. Atsız gerçekten etkileyici bir kalem. Anlattığı olaylarda okuycunun ilgisini odaklanmayı biliyor. Az tasvirle hayal gücünüzü özgür bırakıyor. Fantastik öğeleri de tam yerinde ve gerçekleri etkilemeyecek şekilde kullanıyor. Bozkurtların Ölümü; Gök Türk devletinin töresini, bir milleti kurtarmak için yaptıkları savaşları Çin ile olan mücadeleleri başlıca konu alarak. Dönemin yiğit beylerini, erlerini ve hatunlarını bizlere sade akıcı bir dille anlatıyor. Fakat Göktürk Devletinde hepimizin bildiği bir kişi var Kür Şad! Kırk çerisiyle Çin sarayını basan Çin’e kafa tutan Tanrı Dağlarında adı asla unutulmayacak olan Kür Şad
BozkurtlarHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 202017,8bin okunma