Bir öğrenci düşünün. 7. sınıfa kadar matematik dersini çok seviyor. O ders gibi çok sevdiği öğretmeni gidip yerine başka bir öğretmen gelene dek. Bu yeni öğretmen -öğretmen demeye dilim varmasa da- gelişinin henüz ikinci haftasındayken verdiği ödevin birinci sorusunun tahtada cevaplanmasını istiyor. En ön sırada oturan öğrencinin gözüne bakıyor. Tereddüt etmeden kalkıyor öğrenci. Biliyor cevabı çünkü. Kendinden emin yerinden kalkıp tahtada soruyu cevaplıyor. Öğrenci bir aferin beklerken, tebeşiri eline alıp tahtanın kullanılmamış sol köşesini yuvarlak içine alan öğretmenin şu sözlerine maruz kalıyor: "Sen hâlâ tahta kullanmayı öğrenemedin mi? Tahtanın ortasından mı başlanır yazmaya?" Sözleri biter bitmez de şaşkın gözlerle bakan öğrencisinin suratına yaradana sığınıp bir tokat aşk ediyor. Ama ne tokat! Öğrenci zannediyor ki çenesi başından ayrılıp yere düştü. Sınıftaki eşyalar, onun kadar şaşkın arkadaşları etrafında dönüyor. Gözleri dolmuş, boğazı düğümlenmiştir. Çünkü o başarılı bir öğrencidir, ne öğretmenlerine ne arkadaşlarına saygısızlığı görülmemiştir. Bunu asla hak etmemiştir. Attığı tokadın üstüne tek sözü "Otur yerine!" olmuştur bu öğretmen müsveddesinin. O gün, öğrenciyle matematik dersi arasında kalın bir duvar örülmüştür. Bu kalın duvar "Game Of Thrones" dizisinde insanların akgezenler ile aralarına ördükleri duvarı aratmaz hani. :)
Bir eğitimci olarak -meslektaşı olmaktan tiksindiğim bu adamın yüzünden- bende derin izler bırakan anımla başlamak istedim kitabı incelemeye. Allah, çocuklarımızı bu öğretmen maskeli canavarlardan uzak etsin!
İşte bu kitap, matematikle arası iyi olmayan, iyiyken bozulan, kabus haline gelen çocuklarımız için ilaç gibi. Yazar Tumanov, oğlu Aleks okula başladığında matematiği can sıkıcı bulunca bir çare arar. Nasıl