1930’lu yıllarda Mussolini önderliğindeki İtalya’nın Etiyopya’yı işgalini; kadın, erkek, Etiyopyalı, İtalyan, Yahudi, komutan, asker, köle, imparator, soylu, fahişe gibi birçok farklı kimliğe sahip karakter üzerinden okuyoruz kitapta. Ana odağımız savaş ve savaşın bireyler üzerindeki etkileri olmasına rağmen karakterlerin geçmişinin ve kişisel dertlerinin de okuyucuya sunulması okuma keyfini artırarak ana karakterleri daha derinlikli hale getirmiş. Kitapta savaşın yıkıcı yüzü dezavantajlı gruplar içerisinde sayabileceğimiz kadınlar ve azınlıktaki etnik kökenli kişiler üzerinden sunulmuş biz okuyuculara. Tarihsel gerçeklikler ve kurgunun uyumu, yazarın akıcı ve merak ettiren sade dili, güçlü kurgusal karakterler kitaba dair okuma zevkini artıran faktörlerden. Dünyanın giderek daha modern ve eşitlikçi bir yer haline geldiği görüşü kabul görse de kitabı okuduğumuzda aslında hiçbir şeyin değişmediğini, bir aldatmacanın içinde olduğumuzu ve mevcut düzenin şekil değiştirse de bir şekilde devam ettiğini fark ediyoruz. Kitapta kadının ataerkil düzende yerini kendisinin tayin edememesi, erkeklerin kendisine gösterdiği konum ve durumda kalması koşuluyla kabul görmesi, güzel-çirkin-soylu-köle gibi sıfatlarından bağımsız bir şekilde erkekler tarafından nesneleştirilmesi gibi unsurlar gerçekçi ve dozunda işlenmiş olup kitabı okurken oldukça keyif aldığımı belirtmeliyim.
Keyifli okumalar