Perhizle geçen yaşam yüzünden seninle beraber yemek yiyenlerin katı yargılamaları sonucu yüzün çöktü ve çizgilerle doldu,akşamların da upuzun ve yalnız geçti.
Gastronominin başlıca hedefi,insanlığın karşılaştığı fikir karmaşasını çözmek ve bu talihsiz iki ayaklıya kendini ve iştahlarını nasıl yönlendireceği konusunda biraz yol göstermek değil midir?
Evrenin merkezinde olduğumuzu sanıyoruz ama,değiliz.Hem zaten evren dediğin nedir ki? Yalnızca bitip tükenmeden dolanıp durduğumuz sonsuz bir kavşak ve yapabileceğimiz hiçbir şey de yok.Ölmek için yaşıyoruz.İşte bu kadar.
Mark Crick'in iyi bir yazar olduğundan bahsetmeden önce muhteşem bir okuyucu olduğundan bahsetmek gerekiyor.Çünkü kitapta geçen 14 farklı yazarın da eserlerini okuyup böylesine sentezlemek her yazarın yapabileceği bir iş değildir.O başarmış.Kitabı bir solukta,bir bardak çay veya bir bardak kahve eşliğinde göz açıp kapatma süresinde bitiriyorsunuz.Bu kitabı okuduğunda,anlamsız detaylarla ve anlam veremediği betimlemelerle karşılaştığını düşünen insanlar olacaktır.İşte o anlamı verebilmek için kitapta bahsi geçen 'Aşçı' yazarlarımızın daha önce yaptıkları 'Yemekleri' tatmaları gerekiyor.Eğer kitapta bahsi geçen yazarların hayatlarıyla veya eserleriyle içli dışlıysanız farkına varacağınız tek şey ''Gerçekten mutfağa girselerdi,anlatılacak hikayeleri de bunlar olurdu.'' olacak.Çünkü yazarımız muhteşem bir taklitçi,mutfağa soktuğu her yazarın ruhunu-edebiyatını-tarzını yemek tarifleriyle bizlere çok güzel bir şekilde yansıtmayı başarıyor. Dipçe: Demet Evgar'ın başrolünde oynadığı 'Sofra Sırları' filmini bana hatırlatan bir kitap oldu kendileri..