Ahmet Alper Yüksel

Ahmet Alper Yüksel
@Iamnotbookworm
Sorgulamayı, araştırmayı ve düşüncelerini paylaşmayı seven bir genç.
Öğrenci
lisans öğrencisi, , hedef PhD
İstanbul
26 Ocak 2004
19 okur puanı
Nisan 2023 tarihinde katıldı
Neden Burçlara İnanıyoruz?
Burçlara inanıyor musunuz? Burcunuzun özelliklerinin sadece burcunuza özgü olduğunu mu düşünüyorsunuz? Sizce astroloji bir sahtekarlık mı yoksa kendinizi tanımanızı sağlayan bir yardımcı mı? Bu yazıda, insanların neden burçlara inanmaya eğilimli olduklarını açıklayan psikolojik bir olgudan bahsedeceğim: Forer-Barnum Etkisi. Forer-Barnum Etkisi; bireylerin aslında kendilerine özel olarak hazırlanmayan, genele uyacak kadar belirsiz kişilik özelliklerine karşı olumlu tutumlar sergilediklerini ifade eden psikolojik bir fenomendir. Birey, genele uyan yazının kendisini yansıttığını düşünür. Söz konusu fenomen, ilk olarak Psikolog Bertram Forer tarafından gerçekleştirilen bir deneyle ortaya konmuştur. Astrolojik sözde analizlerin insanlara nasıl uyduğunu bilimsel bir yöntemle test etmek isteyen Forer, öğrencilerine birer kişilik testi vermiş ve onlara bu testlerin her birinin sınavlarından aldıkları puanlara göre hazırlandığını söylemiştir. Ancak söz konusu test herkes için aynı sorulardan oluşan standart bir testtir. Ayrıca bu testte kişiliğe özel olan bir ifade de yoktur. Forer bu testte şu 13 maddeye yer vermiştir: 1- Sizde diğer insanların sizi sevmesine ve hayranlık duymasına yönelik yoğun bir ihtiyaç var. 2- Kendinizi eleştirmeye çok açıksınız. 3 — Kendi avantajınıza çevirmediğiniz büyük bir kullanılmayan kapasiteye sahipsiniz. 4- Bazı kişilik zaaflarınız olsa da genellikle onların üstesinden gelebiliyorsunuz. 5 — Cinsel beklentileriniz, sizin için problem doğuruyor. 6 — Dışarıdan bakıldığında disiplinli ve öz kontrole sahipsiniz ancak aslında endişeli ve güvensizsiniz. 7- Bazı zamanlarda doğru şeyi yaptığınızdan ve doğru tercihte bulunduğunuzdan emin olamıyorsunuz. 8- Her seferinde birazcık değişim olsun istiyorsunuz ve eğer kısıtlamalarla karşılaşırsanız
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Her fikre saygı duymalı mıyız?
“Tüm fikirler eşittir ama bazıları daha eşittir.” Son zamanlarda sıkça kullanılan, kulağa oldukça hoş ve demokratik gelen bir söz mevcut: “Her fikre saygı duymalıyız.” İlk başta bu ifade hoşgörünün ve nezaketin bir tezahürü gibi gelebilir. Fakat birazcık derine indiğimizde fikirlerin niteliğini değerlendirmeden yoksun, eleştirel düşünceyi cezalandıran zihinsel bir tembellikle karşılaşırız. Evet, herkes kendi fikrini beyan etmekte özgürdür. Ancak bu tüm fikirlerin eşit derecede değerli olduğu anlamına gelmez. Dünya’nın düz olduğunu düşünen biriyle evrenin yaşı üzerinde çalışan bilim insanlarının “en azından Dünya’nın şekli konusunda” fikirleri aynı kefeye koyulmamalıdır. Dahası, her söylenenin bir fikir olduğunu düşünmek büyük bir yanılgıdır. Her Söylenen Şey Fikir Midir? Aşılar çip takmak için yapılıyor, Dünya 6000 yıl önce yaratıldı, Ay’a hiç gidilmedi… Günümüzde bu tür ifadeler sadece bireysel bir görüş olarak değil, ciddi sosyal medya yankıları olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bir ifadenin fikir sayılabilmesi için onun sınanabilir, temellendirilebilir, tutarlı olması gerekir. Aksi takdirde her önerme “benim fikrim” kalkanıyla eleştiriye bağışıklı hale gelir. Zırva ile fikri birbirinden ayırt etmek önemlidir. Bir Fikri Değerli Kılan Nedir? Peki, bir fikri diğerinden daha değerli yapan şey nedir? Temellendirme Gücü: Bir düşüncenin değeri onun ne kadar temellendirildiğiyle doğru orantılıdır. Kişisel bir sezgi, his ya da “bence mantıklı” gibi gerekçeler; başkalarına aktarılabilir veya sınanabilir olmaktan uzaktır. Fikirler sezgiden ziyade argüman ve kanıtla desteklenmelidir. Gerçeklikle Uyum: Bir ifade yalnızca inanca dayanıyorsa, gözlem ve deneylerle çelişiyorsa ya da sınanamaz durumdaysa dogmadır. Bilimsel ya da felsefi söylemler doğruluk iddiası taşıyorsa
1000Kitap
Kitap Okuma Hızı ve Beyaz Show
Şu çocuğu hatırlayan var ya da bilen var mı? Beyaz Show'a çıkıp çok(baya baya çok) hızlı kitap okumuştu. Yani okuduğunu söylemişti de olay sahteydi İşte link: youtube.com/watch?v=jSFv2YK... Peki gerçek okuma hızları neler? İnsanların okuma hızını ölçerken genelde dakikadaki kelime sayısı (words per minute – WPM) kullanılır. Seviyeler de buna göre sınıflandırılır. Kabaca şöyle: Çok yavaş okur: 100–150 kelime/dakika → Metni anlamakta zorlanan ya da sesli okuyanlar. Ortalama yavaş: 150–200 kelime/dakika → Üniversite öncesi seviyede çoğu okur burada. Ortalama: 200–300 kelime/dakika → Genel yetişkin okuma hızı. Çoğu kişi bu aralıkta. İyi/akıcı okur: 300–400 kelime/dakika → Üniversite öğrencisi, düzenli okuyanlar. Hızlı okur: 400–700 kelime/dakika → Anlamı çok kaybetmeden hızlananlar. Aşırı hızlı okuma (speed reading): 700–1000+ kelime/dakika → Genelde anlama oranı düşer, göz gezdirmeye döner. Akademik metin, felsefe, bilimsel makale gibi “yoğun” yazılarda hız otomatik olarak daha düşer (150–250 wpm civarı normal sayılır). Roman ya da hikâyede ise 300+ wpm rahat yakalanabilir. Tabi her ne olursa olsun anlayarak okumak önemli, çok kasmayalım :)
1000Kitap
Odunpazarı Modern Müze'deki O Eser
Odunpazarı'ndaki şu meşhur eserin gerçekten iyi ve anlamlı bir sanat eseri olduğunu düşünen var mı? Yapan adam "Bambu kullanarak doğa ve insan-mekan etkileşimini gösterdim, her bir sütun klasik dört elementi — toprak, su, ateş ve hava — simgeliyor. Eser formu ve akışıyla izleyiciyi mekanın içine çekerek hem görsel hem de deneyimsel bir bağ kuruyor." demiş ama ben yemedim açıkçası. 4 farklı sütunu duvara doğru bambuyla örmüşsün birader. Tamam emek var ama bu sanat değil, zanaat. Madem 4 elementi temsil edeceksin neden her sütun birbirinin aynısı? Git bir sütunu ateşi andıracak şekilde ör, diğer sütun bakınca havayı çağrıştırsın falan. Eser bu haliyle bana sadece toprağı çağrıştırıyor.
1000Kitap
Film Tavsiyesi: The Ron Clark Story
The Ron Clark Story, öğretmenlik mesleğini insan odaklı ve etkili bir şekilde anlatan bir film. Ron Clark'ın zatürre sonrası video ile öğrencilerine destek olması, öğrencilerini tek tek tanıması ve davranışlarını fark etmesi (hatta videoda bile kim sakız çiğniyor biliyor olması) dikkat çekici. Mizah dolu ve enerjik anlatımı, dersleri izlerken hem ilgi çekici hem motive edici kılıyor. Ayrıca tüm öğrencilerin aileleriyle görüşerek onlarla bağ kurması, öğrencilerin arka planlarını anlamasına olanak sağlıyor. Ron Clark'ın gerçek hikayesini anlatan bu filmi "idealist öğretmen" temasını izlemek isteyen ya da istemeyen (evet, istemeseniz de izleyin) herkese tavsiye ediyorum.
1000Kitap