Ahmet Alper Yüksel

Ahmet Alper Yüksel
@Iamnotbookworm
Sorgulamayı, araştırmayı ve düşüncelerini paylaşmayı seven bir genç.
Öğrenci
lisans öğrencisi, , hedef PhD
İstanbul
26 Ocak 2004
19 okur puanı
Nisan 2023 tarihinde katıldı
İlk Yıllarımızdaki Anılarımızı Neden Hatırlamayız?
Bir düşünün: Hatırlayabildiğiniz en eski anınız nedir? Bu anıda kaç yaşındasınız? Çoğu insan iki veya üç yaşından önce yaşadıklarına ilişkin herhangi bir şey hatırlamaz. Sonraki birkaç yıla ait anılarıysa en iyi ihtimalle yarım yamalak hatırlar. Bu durum “çocukluk amnezisi” olarak bilinir. Peki, çocukluk amnezisinin sebebi nedir? Bu sorunun cevabı kısmen de olsa beynimizin nasıl geliştiğiyle ilgilidir. Otobiyografik hafızaların oluşturulmasında ve depolanmasında rol oynayan iki temel yapı vardır: prefrontal korteks ve hipokampüs. Yaşadığımız deneyimlerin detaylarının uzun süreli hafızamıza hipokampüste aktarıldığı düşünülmektedir. Hipokampüsün “dentat girus” adı verilen küçük bir bölgesi, dört veya beş yaşına kadar tamamen olgunlaşmaz. Bu bölge etraftaki yapılardan gelen sinyalleri hipokampüsün geri kalan kısmına ulaştıran bir köprü işlevi görür. Dolayısıyla dentat girus gelişimini tamamlamadan yaşadığımız deneyimler uzun süreli belleğimizde kaydedilemez. Çocukluk amnezisine sebep olan unsurlardan birinin de çocukların benlik duygusunun geliştiği yaş olduğu düşünülmektedir. Bebekler “ben” varlığının “sen” varlığından farklı olduğunu 18 ila 24 aylıkken anlar. Dil becerilerinin de bu konuda rol oynadığı düşünülmektedir. Yapılan deneylerde, çocukların yakın geçmişlerini hatırlayabilme becerilerinin konuşabildikleri ve anlayabildikleri kelimelerin sayısıyla doğru orantılı olarak arttığı gözlemlenmiştir. Bu konuda ortaya atılan fikirlerlerden biri, herhangi bir kavram hakkında anı oluşturabilmemiz için söz konusu kavramı tarif eden bir kelimeye ihtiyaç duyduğumuzdur. Çocukluk amnezisinin sebebi hâlâ tam olarak bilinmemektedir. Bilim insanları, adeta geçmişimizin ilk birkaç sayfasını yırtan bu fenomenin neden olduğunu araştırmaya devam etmektedir.
1000Kitap
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Zeki İnsanlar Neden Aptalca Hatalar Yapar?
Kary Mullis, sıkı bir astroloji takipçisi. Ona göre astroloji daha iyi bir akıl sağlığı tedavisinde kritik öneme sahip ve buna karşı çıkan herkes “kafasını kuma gömüyor.” Ayrıca kendisi bir uzaylı tarafından kaçırıldığını düşünüyor. “O küçük pisliğin nazik selamından” sonra olup bitenleri hatırlayamıyor, gecenin geri kalanı tamamen silik. Bu fikirlere sahip olan birinin iyi bir akademik geçmişi olması beklenmez ancak Kary Mullis, Nobel Ödülü sahibi bir biyokimyacı. Bazı bilim insanları biyolojik araştırmaları iki çağa ayırıyor: Mullis öncesi ve sonrası. Dahi dedektif Sherlock Holmes’ün yazarı Sir Arthur Conan Doyle, perilere inanıyordu. 1917'de Elsie Wright ve Frances Griffiths isimli iki kız, dere kenarında gülüp oynayan perilerin fotoğrafını çektiğini iddia etmiş ve söz konusu fotoğraf Doyle’un eline geçtiğinde meşhur yazar kızlara gözü kapalı inanmıştı. Kızlardan biri on altı, diğeri dokuz yaşındaydı. Steve Jobs, 2003'te pankreas kanserine yakalandıktan sonra doktorunun tavsiyesine uymak yerine bitkisel tedaviler, spiritüel şifa yöntemleri, katı bir meyve suyu diyeti gibi uydurma çarelere başvurmayı seçmişti. Nihayet doktorunun tavsiyesine uyarak ameliyat olduğunda artık çok geçti. Kanseri tedavi edilemeyecek kadar ilerlemişti. Bazı hekimler, Jobs’ın doktorunun tavsiyesine uyduğu bir senaryoda hala hayatta olabileceğine inanıyor. Bunlar her ne kadar uç örnekler olsa da hepimizin etrafında gerçekten zeki olduğuna inandığımız ancak aptalca hatalar yapan insanlar mevcut. Zeki insanların daha doğru kararlar almasını, uydurma bilgilere inanmamasını, daha objektif düşünmesini bekleriz. Ancak durum böyle değil. Peki ya neden? Neden beyinlerine bu denli güvendiğimiz insanlar, biz fanilerin yapmayacağı “aptallıklar” yapabiliyor? TalentSmart başkanı ve yazar Travis
1000Kitap
Sürükleyici Bir "Nöro"roman
Puan vermedi·424 syf.··
2025 8. kitabı
Sonu baya beklenmedikti, ikincisini alıp okuma isteği uyandırdı. Olayların sürükleyiciliği fazla olsa da edebi dil açısından zayıf bir kitaptı. Bilimsel bilgiler bazı yerlerde metne tam yedirilememiş, sırıtıyor. Yine de yazar farklı bir şey denemiş ve bunu da gayet başarmış.
Edebiyat
Pia MaterSerkan Karaismailoğlu · Elma Yayınevi · 201919,1bin okunma
Tramvay İkilemi
Farz edin ki bir tramvay rayının yanındasınız. Uzaklardan bulunduğunuz yere yaklaşan bir tramvayın siren sesini duyuyorsunuz. Çok geçmeden söz konusu tramvayın kontrolden çıkmış olduğunu anlıyorsunuz. Ancak durumu daha da kötü hale getiren bir etken söz konusu: raylarda çalışan işçiler! Ray bir yerden sonra ikiye bölünüyor ve bir kısmında 5 adet işçi yenileme çalışması yaparken diğer kısımda yalnızca 1 kişi bulunuyor. Tramvayın gittiği yer ise işçilerin olduğu kısım. O anda yanı başınızda bir çevirme kolu görüyorsunuz. Eğer kolu çevirirseniz raylarda yenileme çalışması yapan 5 adet işçiyi kurtaracaksınız ancak diğer taraftaki bir insan hayatını kaybedecek Hiçbir şey yapmadan beklerseniz 5 işçi de hayatını kaybedecek fakat diğer taraftaki kişi hayatına devam edebilecek. Ne yapardınız? İşte bu kırılma noktası, 1967 yılında düşünür Philippa Foot tarafından geliştirilip 1985'te Jarvis Thomson tarafından uyarlanan ve “Tramvay İkilemi” olarak adlandırılan klasik bir düşünce deneyinin temelidir. Söz konusu ikilem bir eylemin sonuçlarını kapsamlı bir biçimde düşünmemize yardımcı olur. Herhangi bir eylemin ahlaki değerinin sadece sonuçları tarafından belirlenip belirlenmediğini sorgulamamızı sağlar. Tramvay İkilemi, yayınlandığı tarihten beri ahlaki sezgilerimizi araştırmak için esnek bir biçimde kullanılmış ve işkence, kürtaj, ötenazi gibi senaryolara uyarlanmıştır. Şimdi de az önce farz ettiklerimizi bir daha gözden geçirelim. Bir adet kontrolden çıkmış tramvay, 5 adet raylarda çalışan işçi, 1 adet rayda başı boş duran insan, istediğiniz takdirde çevirebileceğiniz bir kontrol kolu mevcut. Fakat az öncekinden farklı olarak rayda tek başına duran bir insan yerine, üst geçitte yanı başınızda duran şişko bir adam düşünün. İstediğiniz takdirde bu şişko adamı üst geçitten
1000Kitap
Özgürlük Meşaleleri: Kadınların Sigaraya Başlaması
Edward Bernays, halkla ilişkiler ve reklamcılığın babası olarak anılır ve kamuoyunu etkileme tekniklerini psikolojik kuramlarla birleştirerek birçok başarılı kampanya yürütmüştür. Özellikle kadınların sigara içmeye başlaması için gerçekleştirdiği kampanya bu çalışmalarının en çarpıcı örneklerinden biridir. Bu yazıda, Bernays'in çalışmalarında Sigmund Freud'un kuramlarını nasıl kullandığını ve kadınların sigaraya başlamasında bu kuramların nasıl bir rol oynadığını ele alacağız. Edward Bernays ve Halkla İlişkiler Devrimi 1920’li yıllarda Amerika'da kadınların sigara içmesi sosyal olarak kabul edilemezdi. Sigara yalnızca erkeklere özgü bir alışkanlık olarak görülüyor, hatta kadınların toplum içinde sigara içmesi saygısızlık olarak değerlendiriliyordu. Ancak bu durum tütün endüstrisi için büyük bir fırsat içeriyordu: Kadınlar bu büyük pazarın henüz keşfedilmemiş bir kısmını oluşturuyordu. İşte bu noktada Edward Bernays devreye girdi. Bernays, büyük tütün şirketlerinden American Tobacco Company için bir kampanya geliştirmek üzere görevlendirildi. Amacı, sigara içmenin kadınlar arasında kabul görmesini sağlamaktı. Bunu başarmak için dayısı Sigmund Freud’un psikolojik kuramlarına başvurdu ve Freud’un bilinçdışı arzular, özgürlük, güç ve bağımsızlık gibi temel kavramlarını kampanyasına uyarladı. Freud’un Kuramları ve Bilinçdışı Semboller Sigmund Freud'un psikanalitik teorisine göre insanların davranışlarını çoğu zaman bilinçdışı dürtüler, arzular ve semboller yönlendirir. Freud'a göre özellikle fallik semboller, yani güç ve bağımsızlık sembolleri bireyin toplum içindeki algısı ve kişisel özgürlüğüyle ilişkilendirilir. Bernays, kadınların sigara içmesini sağlamak için Freud'un bilinçdışı ve sembolizm üzerine olan teorilerinden yararlandı. Freud'a göre erkeklerin egemen
1000Kitap