Ahmet Alper Yüksel

Ahmet Alper Yüksel
@Iamnotbookworm
Sorgulamayı, araştırmayı ve düşüncelerini paylaşmayı seven bir genç.
Öğrenci
lisans öğrencisi, , hedef PhD
İstanbul
26 Ocak 2004
19 okur puanı
Nisan 2023 tarihinde katıldı
Aptallarla Ne Yapmalı? Farklı Bir Bakış Açısı
Puan vermedi·160 syf.··
2025 23. kitabı
Başlığının çağrıştırdığı basitlikten çok daha fazlasını sunuyor. İlk bakışta gündelik hayata dair pratik tavsiyeler beklenebilir ancak yazar aptallığı yalnızca bilişsel bir yetersizlik değil, ahlaki bir sorun olarak ele alıyor. Aptallığın bireysel tercihlerden ziyade toplumun bütününü etkileyen bir “etik" problemi olduğunu savunuyor. Yazar; aptallığı yalnızca zekâ eksikliğiyle açıklamanın yetersiz kaldığını, davranışların bağlam içinde -niyetler ve sonuçlarla birlikte- değerlendirilmesi gerektiğini öne sürüyor. Bunu yaparken etkileşimsel etik kavramına yaslanıyor: yani aptallık başkalarının özgürlüğünü, güvenliğini ve onurunu zedeleyen bir davranış biçimi olarak okunuyor. Kitap dikkatle okunması gereken bir yapıya sahip. Yer yer kendi içinde çelişkiler barındırıyor. Bazı bölümlerde aptallığı toplumsal yapılar üzerinden analiz ederken bazı bölümlerde bireysel kusurlara indirgediği görülüyor. Bu gerilim metni daha da düşündürücü kılıyor. Yazarın yaklaşımı, okuru kolay cevaplardan uzaklaştırarak aptallığın farklı katmanlarını sorgulamaya zorluyor. Özetle bu eser “aptallık” olgusuna alışılmadık bir bakış açısı getiriyor. Onu hem entelektüel bir tartışma olarak hem de günlük hayatta hepimizin karşılaştığı, etik sonuçları olan bir mesele olarak ele alıyor. Dolayısıyla yüzeysel bir okuma yerine sabırla ve eleştirel bir dikkatle okunmalı.
1000Kitap
Aptallarla Ne Yapmalı?Maxime Rovere · Kolektif Kitap Yayınları · 2020523 okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Filozoflarla Arkadaş Olmak
Bazen bir filozofun kitabını okuyup "Çok kafa insan, arkadaş olsak kesin çok iyi anlaşırdık." diyebiliriz. Ancak gerçek çok farklı: Nietzsche ile arkadaş olsaydınız size sürekli kendi değerlerinizi yıkmanızı ve yeniden yaratmanızı söylerdi. Sokrates yanınızda durup her sözünüzü sorgular, en basit cümlenizi bile çürütmeden bırakmazdı. Schopenhauer ise tüm umutlarınızı kötümser bir kahkaha ile söndürürdü. Bu liste uzar gider. Böyle bir dost meclisinde huzur bulmak zor ama insan zihni için eşi benzeri olmayan bir antrenman olurdu. En iyisi sevdiğimiz filozoflar kitaplarda kalsınlar.
Felsefe
Kibir Değil, Farkındalık: Sağlıklı Egonun Önemi
Küçüklüğümüzden beri bize sürekli mütevazı olmamız gerektiği söylendi. Benliğimiz durmadan “fazla öne çıkma”, “çok da belli etme”, “burnun havada olmasın” gibi uyarılarla şekillendirildi. Zekiysek ukala olmamalı, başarılıysak bunu fazla göstermemeliydik. İlk bakışta zararsız görünen bu tavsiyeler aslında alçakgönüllülüğü vurgulamıyordu. Bizi biz yapan “sağlıklı ego”muzu zedeliyordu. Bunlar zamanla bireyselliği bastırmanın şeytani bir yöntemi haline dönüştü. Ancak gerçek hayatta işler böyle yürümüyor. Bilime, sanata, felsefeye yön vermiş insanlar; tarihte kayda değer başarılara imza atmış herkes kendi değerinin farkında olan, zaman zaman bu farkındalığı dile getirmekten çekinmeyen kişilerdi. Pablo Picasso’nun şu sözüne dikkat edelim: “Küçük bir çocukken annem bana şöyle demişti: Asker olursan general olacaksın, rahip olursan Papalığa yükseleceksin. Ama ben ressam oldum ve Picasso olarak kaldım.” Bu sözdeki şey kibir değil kim olduğunu bilme farkındalığıdır. Vasat İnsanlardaki İlginç Özgüven Ezici çoğunluğumuz biliyordur: psikolojide “Dunning-Kruger etkisi” denilen bir fenomen mevcut. Yeterli bilgi, beceri ve tecrübesi olmayan kişiler yetkinliklerini abartma eğilimindeyken gerçekten yetkin olanlar kendi eksiklerini fark ettikleri için daha temkinli davranırlar. Dolayısıyla vasatlar özgüvenli gözükürken yetkin birey çekingen olarak algılanabilir. Bu durum sosyal ilişkilerde çatışmalara yol açar. Zeki bir insan yeterince net konuşmazsa sıradan biri büyük bir özgüvenle ona hayat dersi vermeye kalkabilir. Şayet başta bahsettiğimiz tavsiyelere çok kulak astıysanız ve sağlıklı bir egonuz yoksa kendinizi “Acaba onlar mı haklı?” diye sorgularken bulabilirsiniz. Halbuki tek sorun fazla kibar ve mütevazi olmanızdır. Sağlıklı Ego Nedir? Freud meşhur kuramında ego, id ve
Psikoloji
Akıllı At: Hans
1900’lü yılların başlarında Wilhelm Von Osten adında bir matematik öğretmeni, Hans adındaki atının muhteşem zihinsel becerilere sahip olduğunu düşünüyordu. Osten; Hans’a dört temel matematiksel işlemi yapmayı (toplama, çıkarma, çarpma, bölme), zamanı söylemeyi, günün tarihini takip etmeyi, notaları okuyup yazmayı ve Almancayı öğrettiğini iddia ediyordu. Çok sevdiği atına “Akıllı Hans” diyordu. İşin ilginci Hans gerçekten tüm bu yeteneklere sahip gibi duruyordu. Akıllı at “eğer ayın sekizinci günü salıya denk geliyorsa bir sonraki cuma ayın kaçıncı günü olur?” gibi sorulara toynağını yere vurarak cevap verebiliyordu. Sözlü ya da yazılı olarak soruları cevaplayabiliyordu. Atının bu özelliklerini keşfeden Osten, onunla tüm Almanya’yı gezerek gösteriler düzenledi. Elbette çok geçmeden Akıllı Hans tüm Almanya’da ünlü oldu. Hatta şöhreti başka ülkelere de yayıldı. İnsanlar sırf bu atı izlemek için toplanıyor, yetenekleri karşısında büyüleniyordu. Neler oluyordu? Hans gerçekten çok zeki bir at mıydı yoksa sahibi Osten büyük bir dolandırıcı mıydı? “Hans Komisyonu” Kuruluyor! Atımızın durumunu incelemek için bir “Hans Komisyonu” kuruldu. Komisyonun yaptığı kontrollü deneylerden sonra ortaya çıktı ki Hans, soruları sahibinden başkası sorduğunda bile doğru cevaplıyordu. Böylelikle Von Osten’ın dolandırıcı olmadığı anlaşıldı. Ancak çok önemli bir sorun vardı: Soran kişi sorduğu sorunun cevabını bilmediğinde ya da Hans soruyu soran kişiyi görmediğinde neredeyse hiçbir soruya doğru cevap veremiyordu. Komisyon 1904 yılında gösterilerde hiçbir hile yapılmadığı sonucuna vardı ve dosya Psikolog Oskar Pfungst’a devredildi. Pfungst 1907 yılında dosyayı inceledi. Araştırmasında birkaç yöntem uyguladı: 1. Hans’ı bakıcısından ve seyircilerden yalıtarak ipucu almasını önledi. 2.
1000Kitap
Aşk: Farklı Bir Bakış
Başlangıçta, üç tür insan vardı: erkek — erkek, dişi — dişi ve erkek — dişi. Bu insanlar çift cinsiyetliydi, dört kollu ve dört bacaklıydı. Vücutları küre şeklindeydi. Ancak insanoğlu kibirliydi ve tanrılar bu duruma çok sinirlendi. Zeus, insanları cezalandırmak için onları ikiye böldü. Artık her birinin yalnızca iki kolu ve iki bacağı vardı. Diğer yarılarını kaybetmişlerdi. Antik Yunan’da daire, kusursuzluğu temsil eder. Platon’un “Şölen” adlı diyaloğunda geçen bu Antik Yunan miti, insanların bir zamanlar kusursuz olduğundan bahseder. Ancak Zeus’un verdiği ceza, insanları diğer yarılarından mahrum bırakmıştır. Artık, kendilerini “tamamlanmış” hissedebilmek için ömür boyu diğer yarılarını arayacaklardır. Şüphesiz, böylesine bir arayıştan daha büyük çok az ceza vardır. Zeus, âdeta aşkı yaratmıştır. Aşk, karmaşık bir durumdur. Depresyonla pek çok belirtisi ortaktır: iştah kaybı, motivasyon eksikliği, obsesif düşünceler… Öte yandan aşķ, bir tür öfori halidir. Zamanla depresif belirtileri azalır ve kişiyi sersemletir, ona nahoş bir mutluluk verir. Vücut kimyasını büyük ölçüde değiştirir. Testosteron, aşık olduğumuzda vücudumuzda miktarı değişen ilk hormondur. Erkeklik hormonu olarak bilinse de her iki cinsiyette de bulunur. Erkeklerdeki miktarı kadınlardakine oranla daha fazladır. Testosteron beynimizdeki amigdala bölgesinin aktivitesini arttırır. Amigdala, beynimizdeki korku merkezimizdir. Agresyon, korkunun bir uzantısı olduğu için aynı zamanda kişinin agresifliğinden de sorumludur. Erkekleri biraz daha saldırgan yapan sebeplerden biri de aslında vücutlarındaki yüksek testosteron yüzünden amigdala aktivitelerinin biraz daha yüksek olmasıdır. Aşkta ise testosteron miktarı iki cinste de farklı yönlerde değişir. Aşkın ilk zamanlarında erkeklerdeki testosteron miktarı
1000Kitap