"İnsanları öldüren kader, onları görebilmemiz ve gözlerimizi bu cesetlerle doldurabilmemiz için bizi de sorumlu kılıyor. Korku, alışılagelmiş korku, kaçış değil. İnsan, gerçeği kavradığı için utanıyor - işte gerçek önümüzde: Her ceset sen, ben ya da biz olabiliriz. Arada hiç fark yok. Eğer yaşıyorsak, bunu bir başkasının kirletilmiş cesedine borçluyuz. Bu nedenle her savaş bir iç savaştır. Her şehit, yaşayan canlıya benzer ve ondan ölümünün hesabını sorar."
Beni nasıl karşıladığını hiç düşünmüyorum. Kimsenin beni nasıl karşıladığını hiç düşünmüyorum. Belki bencillik ediyorum ama, artık bir yerde, ancak benim, kendimin herkesi ve her olguyu nasıl karşıladığım ilgilendiriyor beni. Hiç değilse böyle davranmayı hak ettiğimi sanıyorum.
Bu kitaptan sonra Mine Söğüt ile tanışmak istiyorum hayat onu neler ile zorladı? Acılara nasıl bu denli aşina olabilir? Bir kız çocuğu, genç kız, kadın, anne, anneanne hangisi olursa olsun bunlardan biri olmak hep zor mu. Yaşam, yaşadığın şehir, hayatını paylaştığın insanlar, hangisi senin için gerçek ve samimi? Deli Kadın Hikayeleri bir delilik hali anlatımı değil hayatın gerçekleridir. Eğer gerçekten, okurken kendinden bir parça bulacak olan olursa demek istediğimi anlayacaktır. Kitap herkesin harcı değil, hayatta anlatmak istenip de anlaşılamayanların anlaşılacağı bir kara kutu. Eğer bu kitapta özellikle bir kadın olarak kendinizden bir parça bulursanız üzülerek söylemek isterim ki sizi anlıyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse maalesef hiçbir kadınımızın olduğu şehirde, bahsettiğim kara kutunun içerisinde yer almayacak kadar saf bir yaşam sürebildiğini düşünmüyorum. Sadece okuyun. Yalnız değilsiniz, yalnız değiliz ve yalnız olmayacaksınız.