"Mekke ehli, Mekke'nin patikalarını elbette başkalarından daha iyi bilir" tabirinde olduğu gibi fıkıh alimleri de kendi imamlarının mezheplerini herkesten daha iyi bilirler imamlarının sözlerinden hangisinin cari olduğunu ve hangisinden vazgeçildiğini bilen varsa hiç şüphesiz ki onlar fıkıh alimleridir. Düşünüp taşınmadan böyle yaygara çıkaran kimseler Allah'tan korksunlar ve kendi hallerini gizlesinler ki alimlerim önünde ne kadar noksan oldukları ortaya çıkmasın.
İmam Zahid El Kevseri'nin Makalatu'l Kevseri ismiyle basılan mektubatında söylediği bir sözünü nakletmek çok yerinde olacaktır. Diyor ki "Hiç şüphe yok ki mezhepsizlik dinsizliğin Köprüsü dür". Yani mezhepsizlik insanı dinsizliğe götürür ve mezhebi olmayan kimseyi dinsizliğin kucağına atar. Neticede insan dinini kaybeder. İşte o zaman apaçık bir şekilde hüsrana uğrar. Mezhepsizlikten kurtulmaya muvaffak olmuş bir kimsenin bu tehlikeden çok sakınması kendi menfaatinedir. Çünkü mezhepsizlik neticesi çok kötü olan bir iştir
"Özür sahibinin abdesti vaktin çıkmasıyla bozulur" demekten kastımız vakit çıkınca önceki abdestsizliğin ortaya çıkmasıdır.
Yani zaruret bulunduğu için belli bir zamana kadar abdestsizliğin kalktığına hükmedilmiş bu sınır aşıldığında ise önceki abdestsizlik geri dönmüştür. Buna göre özürlü bir kimse, vakit içerisinde özrü kesilmişken abdest alacak olsa ve vakit çıktığında bu hali devam etse abdesti bozulmaz.
Özür sahibi olan bir kimsenin özür halinin devam edebilmesi için her namaz vakti içerisinde bu halin yani hangi sebeple özürlü olduysa o sebebin en az bir kere tekrar etmesi gerekir özür sahibi olmanın ortadan kalkması ancak bir farz namaz vaktinin tamamında o özrün hiç bulunmaması ile gerçekleşir.
Dolayısıyla Hz Peygamberin aleyhissalatu vesselam'ın sünnetini sahabe ve tabiunun görüşlerini, alimlerin İcma ve ihtilaflarını ve Arapçayı bilmeyen kimse ise kıyas yapamaz.
Görüldüğü üzere fetva ehliyeti, dini yönden çok önem arz etmektedir. Dolayısıyla fetva görevinin sorumluluğundan, ancak gerekli şartları taşıyan emin olabilir.' Bu yüzden de Hz.Peygamber (s.a.s.) ve sahabe devri ile onları takip eden ilk dönemlerde bu noktada çok titizlik gösterilmiştir. Bu bağlamda Malik'in “Yetmiş (alim) benim fetvaya olduğuma şehadet edene kadar fetva vermedim" ve “Benden daha alim birine "beni bu makama ehil görüyor musun?' diye sormadan fetva vermedim" sözleri fetva ehliyeti konusundaki titizliği göstermesi bakımından anlamlıdır.