Yüreğimin bir yerinde, öz toprağıma dair duyduğum bir acıdır. Nereden, nasıl geldi? Kim koydu onu oraya? Bilmem, ama çok içli, derindir. Bir çocuğum olursa ismini Derin koyma sebebimdir. Bu dünyanın, en karanlık köşelerine saklanmış hayatlarını, insan olarak yaşanmışlıkların, yoklukların, kaybedilenlerin yepyeni sayfası olsun diye. Derin bir su olup tertemiz aksın her sayfaya diye.
Bir toprağın yaşanmışlığı bu denli kokar mı insanın burnuna? Anne ve babanın yokluğunu yaşamış evlatların, aç kalmış küçük çocukların, felaketin içinde yapayalnız kalmış halkların. Sanki gözyaşları suladı bu toprakları. Gözyaşları büyüyüp aya ulaştı, çiçek açtı. Bu da gelir, bu da geçer diyerek sabah edilmiş geceler dertlere, gözyaşlarına şahitlik etti. Yapayalnız kalmak, bu halkın kalbine derin bir yara bırakıp gitti.
Kimse umursamadı, onları değersizlik ile, hesaplanmış bir değer ile bıraktılar. İnsan halbuki o. Kalbi olan, masumane bir çocuk. Kışın ortasında boynu bükük kardelen olmaya zorlandık.
Yokluğun içerisinde, umut ile açtılar hep. Temennisi olmayan yarınlara inat.
Bu toprak, gözyaşı kokar ama en çok umut.
Benim yüreğime kim koydu bilmem bu hikayeleri, içime sığmaz dışarı çıkarlar çizimlere, kelimelere dönüşürler
Sevdiklerine kavuşmayı arzulayan insanımı yüreğimde hissederim
Ama doğru yol bu mu? Onları nasıl kelimelere ışığa dönüştürebilirim? Bunu bilmem. Bütün yaşanmışlıklar, kaybedilmişler
Bunların altından bu toprak nasıl tertemiz çıktı? Verimsiz dedikleri bu topraklar, bu kadar insanın yaşanmamış hayatına evlik yapar. Nasıl? Nasıl olabilir?