Ahmet Ümit'in okuduğum ilk kitabı. Hakkında olumsuz yorumlar görmüştüm ancak beni bu kadar hayal kırıklığına uğratmasını beklemiyordum. Sherlock Holmes serilerini bitirdikten sonra bu kitabı okumak beni zirvenin hoş tadından yeksânın nahoş tadına indirdi. Polisiye kitap yazdığınızda bazı dengeleri oturmak gerekir kitap ya tamamen polisiye-cinayet üzerine kurgulanmalı ya da polisiye yanında değinilen; hayattan manzaralar, siyaset, ekonomi, psikoloji, sosyoloji ve diğer konular üzerinde öyle bir denge kurmalı ki biri birine üstün geldiğinde kitap okunamaz ve olaylar arasındaki dengeyi kurduramaz bir hâl almasın( bu durum bütün kitaplarda ihtiyaç olan genel bir temeldir.) Kitaba baktığımızda sorun tam da burda başlıyor kitap tamamen bir polisiye-cinayet kitabı değil farklı konulardan dokunuşlar barındıran toplama bir anlatıma sahip. Üç olay da cinayetle başlıyor daha olay hakkında başlangıç için yeteri kadar anlatım yapılmadan başkomiserin hayatından aşkından bir manzaraya atlıyorsunuz bunun tadını alamadan siyasete ordan tat alamadan sosyolojiye atlıyorsunuz bunları yaparken de bu dengesizlik içinde cinayetlerden öyle bir kopuyorsunuz ki her sayfa başında sanki yeni bir olayı okumaya baslıyorsunuz gibi bir his uyandırıyor. Olaylarda tesadüflerin saçmalığı bu kadar yazarlık geçmişi olan bir yazarın neden bu kitabı bu kadar aceleye getirdiğini sorgulatıyor sanki " ben bunu yazmak zorundayım nasıl olsa da okuyorlar o yüzden yazayım gitsin." şeklinde bir yorumla kalemalınmış duygusu veriyor. Sokaktan tesadüfen geçen bir kadın bir bakmışsınız olayın çözülmesinin tek yolu oluyor ( bu duruma kıytırık bir dizide dahi dakikalarca sorgulayıp gülerken -ya birader kadın sizin ordan geçme saatinizi mi bekliyordu ? sorusu sordururken bir kitabın yayına hazırlanırken ya da yazar