Ay ışığı saçlarına dolandığında,
Henüz gecenin kokusu yeni inmişken toprağa,
Gölgeler ağır ağır yayılıyordu avlunun kıyısına.
Ben sustum — çünkü kelimeler, böylesi bir anın karşısında
Ancak fazlalık olurdu, yük olurdu kalbe.
Gölgen hareketlendi rüzgârla — ve ben,
Bilmediğim bir dua eşliğinde usulca mırıldandım seni.
Bir ismin yankısı değildi bu; daha kadim,
Bir ruhun başka bir ruha uzandığı
o ilk temasın sessiz, ağırbaşlı çağrısıydı.
Sana dokunmadım; ama parmak uçlarımda
Yolunu bulan o eski biliş vardı,
Sanki çok önceden öylece durmuşuz birlikte,
Bir rüyanın son perdesinde yüz yüze,
Ne eller birleşmiş, ne ses yankılanmış;
Ama içimizde her şey tamamlanmış.
Bir bakışın zamanı bükmesi gibi…
Bir anın geçmişi ve geleceği kapsaması gibi…
Sen oradaydın — olman gerektiği gibi,
Ben, en yalın halimle buradaydım.
Ve belki de en çok o zaman sevdim seni:
Hiçbir şey istemediğim, hiçbir şey sunmadığım,
Sadece olduğun gibi seni içimde taşıdığım o anda.
İşte o zaman aşk, yalnız bir kelime olmaktan çıktı,
Ve biz, hatırlanmaya değer bir sessizliğe dönüştük.