Dışarısı çirkinleştikçe, bir kaplumbağa gibi kapanmıştı sert kabuklu kendime. Ağırdı kendim, ezilmiştim. Ne kimseyi içeri almış ne de dışarı çıkabilmiştim. Mahfuz kalmıştım adına emniyet dediğim o müemmen sürgününe. Kendi kendime. Dünyaya karşı uyuşmuştum.
Yaşamak, düşmekle kalkmak arasında geçirdiğiniz korkulu, ümitle, telaşlı zamanın adı. Düşüp düşüp kalkma sanatı. Ben maalesef pek başarılı olamadım. Çünkü kalkabilmek için, düşerken aldığınız yaraları iyileştirmeyi bilmeniz gerekiyor. Oysa ben her gece ağrıyla uyudum, her sabah sancıyla uyandım.
Çünkü dünya denen çukura düşmüş herkes, her zaman sadece kendisiyle alakalıdır. Söylenmiş ya da kursak da düğümlenmiş kelimeler, bu hakikati değiştirmez.