BEYOĞLU'NUN ARKA SOKAKLARINDA YAĞMURLU BİR GECE
Dışarıda yine yağmur yağıyor. Benim keyfim yerinde... Geçmişim şöminenin başına; dedemden bana yadigâr nargileyi keyifle fokurdatıyorum.
Derken kafamda bir düşünce belirdi birdenbire: "Benim keyfim yerinde de ya dışarıdakiler? Dışarıdakiler ne alemde?"
Dolaptan on yıllık pardösümü aldım, üzerime geçirip düştüm yollara. Dışarıda kış kıyamet... Yoldan geçen bir taksiye işaret ettim; "İlk durak Beyoğlu," dedim buruk bir sesle.
(...)
"Beyoğlu’na geldik abi," dedi şoför kardeş, yüzünde ince bir tebessümle. Taksiden indim ve Beyoğlu'nun ıslak sokaklarında yürümeye başladım. Yağmur derin bir uğraş içindeydi; adeta kirlenmiş Beyoğlu’nu yıkamaya çalışıyordu.
“Beyoğlu, Beyoğlu... Yıllandıkça çirkinleşen Beyoğlu.”
Derken, yolun karşısındaki bankamatik kulübesinde üç beş kişiyi fark ettim. Usulca yanlarına geçtim. Beni fark ettiklerinde hemen dışarı çıkıp üstüme hücum ettiler:
— "Abi bir çorba parası!"
— "Abi bir çorba parası!"
Üzerlerinde öyle bir koku vardı ki burnumun direği kırıldı. Tiner kokusuydu bu; bildiğimiz tiner. Bir kibrit çaksam havaya uçacaktık besbelli. Üç beş kuruş verdim ellerine ve hemen uzaklaştım oradan. Gördüğüm, göreceğim yetmişti bana. Hemen bir taksi çevirdim: "Beni aldığın yere bırak," dedim. Taksici afalladı. "Bebek," dedim, "Bebeğe gidiyoruz."
(...)
Sıcacık evime girdim. Tekrar şöminenin başına geçtim. Geçenlerde izlediğim o film geldi aklıma: "Abuzer Kadayıf".
Nargilemden derin bir duman çektim ve tekrar düşünmeye başladım:
"Hepimiz Abuzer Kadayıf olsak, ortada ne tinersi kalır ne de yankesici...
Ilfaz Lokka
"Sizce şehirlerin kiri sadece yağmurla temizlenir mi, yoksa zihinlerdeki 'Abuzer Kadayıf' ruhuna mı ihtiyacımız var? Görüşlerinizi merak