• GÜLEN VE EVLILIK

    Hayatında hiç evlenmemiş olan Fetullah Gülen’in bu konudaki kararını İslam dininin emirlerini çiğneme pahasına da olsa bir arkadaşının rüyasında gördüklerine dayanarak verdiğini öğreniyoruz. Yaşamı boyunca evlilik konusunda beliren ihtimalleri şiddetle reddetmiş, gerçekleşmesine karşı çıkmıştır. Örneğin, Rasim Baba ismindeki Şeyhi tekkesine devam ederken, şeyhin kendine damat yapmak istemesi söylentisi çıkınca, oradan soğumuş, ve bir daha o tekkenin yakınından bile geçmemiştir.

    Nasılsa Edirne’de kendisine kızını vermek isteyen bir aileyi ziyarete ikna ediliyor, anılarını aktardığı Küçük Dünyam adlı kitabında o günü şöyle anlatıyor:

    “Ancak ben buram buram terledim. Kafamı kaldırıp etrafıma bakamadım, hemen sarfı nazar ettim ve bir daha böyle bir şeye teşebbüs etmeme kararı aldım “

    Fetullah Gülen, niçin evlenmediği konusuna da ruhaniyet katıyordu:

    “Dinin emirlerine kılı kırk yararcasına riayet etmek mahfuz, İşte size, O’nun tilmizlerinden biri ve asrın dertlisi! Kendisine niçin evlenmediği sorulunca, cevap verir: Ümmet-i Muhammet’in bunca dert ve ızdırabını düşünmekten, evlenmeyi düşünmeye hiç vaktim ve fırsatım olmadı” Evet, işte Nebi ve Nebi’ye varis olanların hali! Zannediyorum bugün dünyada bu türlü dertlileri beklemektedir.”

    Fetullah’ın Şeyhi, Said-i Nursi’nin, Amcasının oğlu Abdurrahim Nursi tarafından kaleme alınan ve kendisince de onaylanan “Bediüzzaman’ın hayatı” adlı kitapta en önemli özelliklerinden birisi de soyut olmak yani hiç evlenmemek olduğu yer alıyordu.

    Hayatı boyunca bu prensibine bağlı kalan Molla Said hiç evlenmemiştir.

    Fetullah Gülen evlenmeme konusundaki açıklamalarında, ustaca bir taktik kullanarak şeyhini ve kendisini Hz. Peygamberin varisleri olarak gösteriyor. Oysa evlenmemesinin altında yatan gerçek, hastalığı ile ilgili olsa gerektir. Zira, Fetullah çok eskilerden beri şeker hastasıdır. Şeker hastalığının etkilerinden birisi de insanı iktidarsız yapmasıdır. Rüyasında kendisine bildirilen “evlendiği gece ölür, ben de cenazesine gelmem” açıklamasının altında o gece karşılaşacağı durumun yattığı açıktır. Öyle ya, Hz. Peygamber tüm Müslümanlara: “Evlenin, çoğalın. Ben de çokluğunuzla ve sizinle övüneyim” derken; Fetullah’a niye tersi uyarıda bulunsun.

    Nurculara göre; “ermiş” herkesin hastalığını iyileştirir. Kendisi hiç hasta olamaz. Evliyaullah Hazretleri kendi hastalığını iyileştiremezse ona ermiş, evliya, peygamber varisi denilebilir mi?.. Hastalıktan ortaya çıkarsa gitti kerametler!..

    Fetullah Gülen’de kendinden bahsederken birçok hastalıkları okuyarak iyileştirdiğini iddia etmektedir. “İnancın Gölgesinde” adlı kitabının 161. sayfasında doktorlara göre bir hafta ömrü kalan hastayı nasıl iyileştirdiğini anlatıyordu:

    “Arkadaşlarımızdan biri, yaşlı bir kadının dua isteğini getirdi. Bu yaşlı kadıncağız için doktorlar, “kanser metastaz yapmış ve her yanını kaplamış; bir hafta kadar ya yaşar ya yaşamaz.. Götürün son günlerini evde geçirsin” demişler. Kadıncağızın şahsıma büyük hüsn-ü zannı varmış; arkadaşlarımızı araya koyup ısrarla; “Dua etsin, şifa bulurum” demiş. O masumeye nasıl dua ettiğimi şimdi hatırlayamıyorum. Altı ay kadar sonra arkadaşıma ‘o kadın ne oldu’ diye sordum, “yaşıyor” dedi. Sonradan iki yıl gibi bir zaman geçti, “ne oldu” diye yine sordum; “Hacca gitti geldi, torunlarını büyütüyor” cevabını aldım”
  • Eskilerden, hayata dair muhteşem bir öğüt; "Çok muhabbet tez ayrılık getirir. Bir şeyi az anarsan unutursun, çok anarsan çürütürsün. Bir çiçeği az sularsan kurutursun, çok sularsan çürütürsün."
  • Türkçeyi sevdirmeleri açısından eskilerden üç ismi özellikle öneririm: Ahmet Rasim, Reşat Nuri Güntekin ve Hüseyin Rahmi Gürpınar. Bunlara bir de Halide Edip Adıvar’ı katalım.
  • Günümüzde yayılan ya da yayılmayı sürdüren korkular bağlamında, bu korkuların bize yabancı, bizden farklı olan ve uzak yerlerden, belki de kendi korku ve sıkıntılarıyla gelmiş insanlara yöneltildiğini söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra, eskilerden beri var olan acıklı bir korku daha mevcuttur. Bu da psikopatolojik farklılığı, deliliği ya da sadece normallik ölçütlerimize girmediği için bize bir delilik gibi gelen bir şey nedeniyle bize yabancı düşen kişilere duyduğumuz korkudur. Bizlerin normalliğe dair taşıdığı soyut kabul, sıklıkla klinik bir deneyim olan delilikten daha da acımasız ve aykırıdır ve en az klinik deneyim kadar savunmasız bir zayıflık ve zarar görmüş bir kırılganlık içinde yer almaktadır. Günümüz kültürüne böyle hakim bu korkuların temelinde yatan şey, önyargıdır: Bu dikenli tel, köken ve yaşam tarzlarından, özellikle de psikopatolojiden dolayı görünüşte farklı davranışları genelleştirip bu davranışları insanların etrafını sarmakta, farklı olan kişilerin hepsini birbirinin aynı, saldırgan ve yıkıcı addedilmesine neden olmaktadır. Önyargının korkutucu ve değişmez gücü, insanların düşüncelerine ve hayal gücüne kök salma konusundaki akıldışı ve yaygın eğilim, hayatımızın çeşitli alanlarında her birimize eşlik etmektedir ve bunun bilincinde olmamız lazımdır. Ancak tehlikeli ve adaletsiz olan önyargılar; sıradan, gündelik önyargılar değildir.
    İnsanların; yabancıların, sürgünlerin, köklerinden koparılmış olanların ve de bu kişilerle hiçbir alakası olmasa da, her birimizin hayatında yer alan deliliğin sınırında yaşayan hastaların varoluş biçimlerine ve davranışlarına odaklanan önyargılar ise, şiddetli tehlikeli ve haksızdır.
  • "Çok muhabbet tez ayrılık getirir. Bir şeyi az anarsan unutursun, çok anarsan çürütürsün. Bir çiçeği az sularsan kurutursun, çok sularsan çürütürsün."
  • Eskilerden, hayata dair muhteşem bir öğüt;

    "Çok muhabbet tez ayrılık getirir. Bir şeyi az anarsan unutursun, çok anarsan çürütürsün. Bir çiçeği az sularsan kurutursun, çok sularsan çürütürsün."
  • Eskilerden, hayata dair muhteşem bir öğüt; "Çok muhabbet tez ayrılık getirir. Bir şeyi az anarsan unutursun, çok anarsan çürütürsün. Bir çiçeği az sularsan kurutursun, çok sularsan çürütürsün."
    "İstediğin kadar bir taşı sula, taş büyümez." diyor Ursula. Hayat da biraz böyle. Sevgi tek başına bazen hiçbir şeydir. Neyi, kime ne kadar verdiğin önemlidir bazen. Taşı suladığın için taş nasıl büyümezse, çok suladığında çiçek de büyümez, ölür. Ölçü, her şeydir. Severken de.