ilhami yazgan

ilhami yazgan
@IlhamiYazgan
Bitmeyen Sürgün / Kitap Tanıtımı
Puan vermedi
“Yaşanmış gerçeklilik anlaşılmadan, yaşanan gerçeklilik anlaşılmaz” teziyle okuyucuyu 80'lere sürüklüyor. Tıpkı filimlerde olduğu gibi. 80 sonrası kurulmuş film seti çıkıyor karşınıza. Geçmişinizle yüzleşmeye, yol arkadaşınızın rolünü irdelemeye, toplumu sorgulamaya başlıyorsunuz. Ufuk Bektaş Karayaka, yazdıklarıyla başarıyor bunu. Kitap yapraklarını çevirdikçe nefes alışverişiniz sıklaşıyor! Okuduklarınız, yaşanmış gerçekler, geleceğe yönelik hayaller kurmaya yöneltiyor. Yazarın “yaşadığı gibi yazdığını da” hissettiğinizde 250 sayfalık “Bitmeyen Sürgün”, “İnişli çıkışlı! Hüzünlü! Öfkeli! Nefretle! Yok ya bunu da mı yaptınız? Vay be bu kadarı olmaz! Acı ama gerçek! Ya... bu siyasi abiler de! Devrim kapıda mı? Yarınlar için ertelenen aşk`lar! Kaçan tarihi fırsat! Nerden çıktı bu Dom Katedrali? Dom katedralin mekanik anlatımı! Açlık grevleri! İntiharlar! Kanser vakaları! Uryan doğup devrimle ölmek! Ağır abi ayakları! Örgüt içi sansür! Sahipsiz kitap! Sahte pasaportla ülkeye giriş çıkışlar! Anne babanın ikinci değil, üçüncü veya dördüncü sıralarda ötelenişi! Duygusal zekanın devrimle romantikleştirilmesi! Kırılma noktaları!
Bitmeyen SürgünUfuk Bektaş Karakaya · İletişim Yayınları · 20158 okunma
Reklam
İLLE DE MAVİ / Kitap tanıtımı
Puan vermedi
Köln'de her yıl insan hakları haftası kutlanır. Her yıl kutlanır olmasını sağlayan, 2014 yılının ilk günlerinde kaybettiğimiz ve ömrünün sonuna kadar da insan hakları aktivisti olarak kalan Adnan Keskin dir. Adnan, 80`li yıllarda cezaevinden tünel kazarak firar eden ve ikinci firarından sonra yurt dışına çıkıp, ömrünün sonuna kadar Köln`de yaşamıştır. Adnan'ın ölümünün ardından 2015 yılında Köln'deki insan hakları haftasına katılmış, ölmeden önce kaleme aldığı anı-roman tarzındaki “İLLE DE MAVİ” adli kitaptan bir bölümde ben okumuştum. Okuma maratonu tüm gün sürmüş, sırası gelen kendi bölümünü okuyup sevgili Adnan`ı anmıştı. Adnan Keskin'in 80 darbesi sonrasında polis kayıtlarındaki sicilinde şunlar yazar: “Artvin-Savşat-Taşköprü köyüne kayıtlı, 1957 doğumlu, 1,63 boyunda, normal kilolu, sarışın, oval yüzlü, normal burunlu, kahverengi gözlü ve tehlikeli!” Tehlikeli olması anlaşılır!.. Türkiye'nin en güvenli sayılan mapusanesinden, arkadaşlarıyla 85 metre tünel kazarak firar etmiş, ele avuca siğmıyor, demir parmaklıklar ardında olmayı hiç bir dönem hazmedememiş. Hatta kitabın ilk sayfasında çocukluk arkadaşı Nedret Ural, Adnan`ın firarlarına gönderme yapıp şöyle bir istekte bulunmuş: “Bir tünel daha kaz Adnan, çocukluğumuza çıksın” Polis kayıtlarındaki “Normal burunlu!” notunu anlamadım! Adnan'ın Karadenizli / Şavşatlı olmasından dolayı mı polis “normal, anormal, kancalı” diye burunlarda ayrıma gitmiş? Neyse Adnan'ın burnu gerçekten normaldi… polis de zaten böyle yazmış.. doğru da yazmış. Adnan, 1978 yılında Şavşat polis karakolundaki hücresinde kalırken birliğinin komutanı çağırır ve aralarında şöyle bir konuşma geçer. „-Hangi fraksiyondansın? -Devrimci Yolcuyum -Dev-Genç'li yani? -Evet aynı zamanda Dev-Genç'li -Bu ne? -Dergimizin amplemi -Ne anlama
İlle de MaviAdnan Keskin · Ayrıntı Yayınları · 20153 okunma
İçimdekiler: 'Burada olduğumu kimseye söyleme'
Puan vermedi
Einstein, bir konferans için yola çıktığında, gideceği adresle ilgilenmez, çevresindeki herhangi birinden öğrenir öğrenemez ise de bir çaba göstermezmiş. Bir konferans için yola çıkmış. Bir gün önce başlamış olan konferans için, konuşma yapacağı gün havalimanına inmiş. Taksi durağında bekleyen taksiciye yanaşıp, üniversiteye gitmek istediğini söylemiş. "Hangisini kast ediyorsunuz" diye sormuş taksici. "Raleigh'teki Eyalet Üniversitesi mi yoksa Chapel Hill'deki North Carolina Üniversitesi mi?" Einstein bu soru karşısında biraz bocalamış ama işi bozuntuya da vermemiş. Bu da yetmezmiş gibi üniversitelerden biri şehrin kuzeyinde, öbürü ise şehrin güneyindeymiş. Bir gün geç geldiği için, aynı konferansa giden başkasına rastlaması da zormuş. Nihayet Einstein'ın aklına bir fikir gelmiş: 'Dinleyiniz' demiş taksiciye, 'Toplantı dün başladı, dolayısıyla bir çok insan buradan geçip üniversiteye gitmiş olsa gerek. Size bu kişileri tarif edeyim: Bunlar aklı bir karış havada insanlar, birbirleriyle laflayıp nereye gittiklerine hiç dikkat etmezler. Konuştukları da dışarıdan 'kem, küm, kem, küm… diye anlaşılır' Taksicinin gözü parlamış, 'Tamam, şimdi oldu' demiş, 'Chapel Hill'e gideceksiniz, atlayın' Taksici bir çırpıda Einstein'ı konferansa yetiştirmiş.“ Taksiye bindikten sonra Einstein ile taksici arasında diyalog nasıl devam etmiş bilemiyorum ama kısa bir süre önce "İçimdekiler" başlıklı zevkle okuduğum kitapta buna bezer hikayeleri bulmak mümkün. "İçimdekiler"i 25.09.2022 tarihinde Yılmaz Güney'i anma gecesinde sevgili „Taksici“ ve yazar arkadaşım Haydar Doğan hediye etti. Her yolcunun bir hikayesi olur yüreğinde. Bu hikayeler anlatılmaz herkese. Anlatılsa da doğruluğu sorgulanır, ya da o anı kurtarmak için laf olsun, torba dolsun diye anlatılır. Taksiye binen bakar önce
Edebiyat
Böyle YaşandıHaydar Doğan · Favori Yayınları · 20183 okunma
Anadolu Devriminin Dede Sultan'ı Börklüce Mustafa
Puan vermedi
İlk romanı „Aşkın Hünkarı Hacı Bektaş Veli / Şehdiz“ ile dikkatleri üzerine çeken Avukat Kemel Derin`in Destek Yayınları`ndan çıkan „Anadolu Devriminin Dede Sultan´ı Börklüce Mustafa“ romanını okudum bir solukta. Sonra bir kenara bıraktım. Konuyu az çok vakıf olduğum için romandan bir süre uzaklaşmanın doğru olacağına karar verdim. Roman da olsa okurken bolca not düşmüştüm kitabın sayfaları arasına. Notların doğrultusunda tanıtım yazısını yazmanın zamanı geldi. Aradan 3-4 hafta geçti. Araya fazla zaman girmeden romanın sayfalarını tekrar karıştıralım. Bakalım neler çıkacak. Kemel Derin´ile kısa bir süre önce facebook üzerinden sanal arkadaşlık kurmuştum. Romanı ilgilimi çekmişti. Türkiyeye gittiğimde kitabı satın aldım. D&R`lerde kitabı bulmak mümkün. Bulunmaz ise her kitapcıdan hemen ısmarlanıp bir kaç gün içinde gelmesi sağlanır. Kemal Derin`i tanımıyorum. Destek Yayınevi`ni de bilmiyorum. İlk defa bu romanla Destek Yayınevi’yle tanıştım. Yani anlıyacağınız bu tanıtım yazısı “Ismarlanmış” değil. Hani olur ya, yazarlar çizerler, dost bildiği, tanıdığı kişilere ricada bulunup “ya bir tanıtım yazısı yazarmışın” der. Bu onlardan değil! Kitabın kapal tasarımı oldukça çekici. Kitabın içeriğine uygun tasarlanmış. Dede Sultan kapakta yekpare kesilmiş kızıl gömleğiyle mızrağı fırlatırken tasvir ediliyor. Timur`un ordularına karşı savaşmış, bir süre azap reisliği yapmış, Şeyh Bedreddin`i kethudaşı ve herşeyden önemlisi Osmanlıya başkaldırıp dize getirmiş olan bilge küpü Dede Sultan`ın savaşçı karekterini çağrıştırmakta. Hemen altında Şeyh Bedreddin`in bilinen çizimi konulmuş. Bence iyi de olmuş. Bu iki bilgeyi birbirinden ayırmak zaten mümkün değil. Her ikisi, hatta Torlak Kemal de dahil olmak üzre, her üçünü ayırmamak gerekir. Tekrar kapağa dönersek: Kitap isminde biraz
Kalplerin Işığı: Börklüce MustafaKemal Derin · Destek Yayınları · 201423 okunma
Na Drini Cuprija - Drina Köprüsü
Puan vermedi
Yıl 1516. Aylardan Kasım. Osmanlı-Bosna Eyaleti`nde Hıristiyan çocukları ailelerinden zorla alan yeniçeriler, çocukları İstanbul`a götürmek üzere yola koyulurlar. *********** Ailelerinden koparılan çocuklardan biri, Şahinoğlu Köyü’nden 10 yasında, esmer bir çocuktur. Osmanlı, Bayıca adlı çocuğa Mehmet adını verir. Yıllar geçer ve o esmer çocuk Osmanlı sadrazamı olur! İhtiyarladığında köyünden ve ailesinden zorla koparılmasının verdiği, acı ve kederi hafifletmek için hırçın, bazen azgın, çoğu kez de durgun akan Drina Nehri üzerinde bir köprü yaptırmaya karar verir. Sarp ve ışsız kıyıları, nehrin kestiği yolları köprüyle birleştirme arzusuyla yanıp tutuşan Osmanlı sadrazamı köprünün yapımı için Mimar Sinan`ı görevlendirir. Köprü 5-6 yılda biter. ************* Drina Köprüsü bitiminden yaklaşık 380 yıl sonra, Bosna Eyaleti`ne yakın Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nda yer alan Travnik kasabasının Dolaç köyünde 9 Ekim 1892’de Ivo, adı adlı bir çocuk dünyaya gelir. Ivo, Zanaatkar olan babası öldüğünde üç yaşındadır. Genç yaşta dul kalan annesi, oğlu ile birlikte Bosna kasabası olan Visegrad’a, ailesinin yanına taşınır. Ivo, koyu bir Katolik olan annesi ve halası tarafından yetiştirilir. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları, Drina Irmağı kıyısındaki bu kasabada geçer. Köken itibariyle bir Hırvat olan Ivo, bir Sırp olarak yaşamayı tercih eder ve ilk okulu Visegrad’da, liseyi Saraybosna’da, üniversiteyi Zagrep, Viyana ve Krakov’da okur. Bu üniversitelerde felsefe, Slav tarihi ve edebiyatı öğrenimi görür. 13 Haziran 1924’te “Türklerin Yönetimi Altındaki Bosna-Hersek’teki Kültürel Hayat” adlı teziyle Graz Üniversitesi’nden felsefe doktoru unvanını alır. ************** Bayıca`nın yeniçeriler tarafından yorla İstanbul`a götürülmesinin ardından 500 yıl, Ivo`nun doğumundan ise 125
Drina Köprüsüİvo Andriç · Altın Kitaplar · 19637,5bin okunma
Reklam