İlayda

İlayda
@Ilyada___
Clinical Research Coordinator
Moleküler Biyoloji ve Genetik
12 okur puanı
Ağustos 2023 tarihinde katıldı
Me mataron
9/10
·112 syf.··
2023 6. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 13 Ekim 2023 11:10
Bazı kitaplar bittiğinde sayfayı kapatamazsın. Çünkü asıl hikâye artık içindedir. “Kırmızı Pazartesi” işte böyle bir yara açıyor: Bir insanı bir bıçak değil; göz göre göre hiçbir şey yapmayan kalabalık öldürüyor. Sabahın soğuğu şehrin kemiklerine işlerken herkes aynı şeye uyandı: Birinin öleceğini biliyorlardı. Ve kimse koşmadı. Kimse omzundan tutup “Dur!” demedi. Belki içlerinden bazıları üzüldü, ama üzüntü, hiçbir yere yetişmeyen bir atın yorgun nefesi gibiydi: Ses var, hareket yok. En acısı da buydu. Kimse vicdanını kanatacak kadar güçlü değildi. Toplumun içine sinmiş o görünmez çizgi “bizden değil” tek bir hayatı, tek kalemde silmeye yetti. Ve sonra o an geldi. Zamanın kalbi durdu. Toprağın üzerine düşen, yalnızca kan değil; dünyanın en eski çığlıklarından biriydi: “¡Me mataron!”
1000Kitap
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bazı Gerçekleri Hazır Olmadığımız İçin Göremiyoruz
9/10
·330 syf.··
2025 2. kitabı
Bu kitabı bitirdiğimde uzun bir süre boşluğa baktım. İçimde bir ağırlık vardı ama adını koyamıyordum. Hani bazı kitaplar vardır, sadece hikâyeyi değil, seni de içine çeker, seni de değiştirir… İşte Kardeşimin Hikâyesi tam olarak böyle bir kitaptı. Zülfü Livaneli, kelimeleriyle adeta bir labirent yaratmış. Başta her şey oldukça net gibi görünüyor. Soğukkanlı, duygularını kaybetmiş bir adam olan Ahmet Arslan, küçük bir sahil kasabasında yalnız başına yaşıyor. Bir cinayet işleniyor ve genç bir kadın gazeteci, onunla röportaj yapmaya geliyor. Başta basit gibi duran bu olay, ilerledikçe bambaşka bir şeye dönüşüyor. Sayfalar ilerledikçe, Ahmet’in sakinliğinin ardındaki çatlakları fark etmeye başladım. Onun sessizliği, aslında büyük bir çığlıktan ibaretmiş. Ve en çok şunu düşündüm: “Bir insan gerçekten ne kadar yalnız olabilir?” Ahmet’in yalnızlığı, etrafında kimsenin olmamasıyla ilgili değildi. Bazen bir odada onlarca insan olur ama yine de yapayalnız hissedersin ya, işte o türden bir yalnızlıktı onunki. Hayatın içinde var olmak ama kimsenin seni gerçekten görmemesi… En korkuncu da bu değil miydi zaten? Ahmet konuşuyordu, anlatıyordu, hikâyeler aktarıyordu ama aslında hiç kimseye kendini açmıyordu. Ve belki de o kadar uzun süre yalnız kalmıştı ki, yalnızlığını sevmeyi öğrenmişti. Çünkü başka türlüsü, onun için daha acı verici olabilirdi. Sonlara doğru hissettiklerimi anlatmak zor. Şaşırdım mı? Evet. Ama aynı zamanda büyük bir hüzün çöktü içime. Çünkü kitap bittiğinde, geriye yalnızca bir hikâye değil, bir boşluk, bir sessizlik, bir pişmanlık hissi kaldı. Kardeşimin Hikâyesi, sadece bir polisiye roman değil. O, insanın karanlık tarafına yapılan bir yolculuk. Sevgiyi, yalnızlığı, ihaneti ve en çok da kendimizi kandırışlarımızı sorgulatan bir kitap. Ve belki de en acı
Kardeşimin HikayesiZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 2019126,7bin okunma

İlayda

, bir kitap okudu
9/10
·330 syf.··
2025 2. kitabı
Zülfü Livaneli
8.6/10 · 126,7bin okunma
Bir Kimlik ve Ruh Yolculuğu
8/10
·308 syf.··
2025 1. kitabı
Hüseyin Nihal Atsız’ın Ruh Adamı, sıradan bir roman değil; içinde tarih, mistisizm, felsefe ve ruhun derin sancıları olan bir şaheser. Yüzeyde bir askerin sürgünle başlayan hayat hikâyesini anlatıyor gibi görünse de, aslında çok daha derin bir sorgulama içeriyor: İnsan kimdir? Ruh, zaman ve kader karşısında nasıl bir varlıktır? “İnsan ne kadar garip mahluktur! İçinde yaşadığı cemiyete benzemek istemez. Bir taraftan başkalığıyla iftihar ederken, bir taraftan da cemiyetten ayrılmanın korkusunu duyar.” Selim Pusat’ın hikâyesi, sadece bir askerin sürgüne gönderilişini anlatmıyor. Aynı zamanda bir ruhun, kendi geçmişiyle, kaderiyle ve benliğiyle hesaplaşmasını gözler önüne seriyor. Onun yaşadığı yalnızlık, onun inancı, onun geçmişin gölgesinde kaybolan benliği… Okurken bir noktada fark ediyorsunuz ki, bu sadece onun hikâyesi değil; hepimizin hikâyesi. “Ölmek mesele değil… Asıl mesele, öldükten sonra unutulmamak!” Selim Pusat, yalnızca bir karakter değil, aynı zamanda bir ruhun sembolüdür. Onun düşünceleri, hayalleri ve bilinçaltına kazınan geçmişi, okuyucuya insanın benliğiyle olan mücadelesini anlatır. O, ait olamamanın, yanlış zamanda doğmuş olmanın, idealleri uğruna dışlanmış bir adam olmanın temsilcisidir. Roman boyunca onun içsel çatışmalarına tanık olurken, biz de kendimize dönüp bazı sorular sormadan edemeyiz: “İnsan ne için yaşar? Sadakat nedir? Zamanın içinde gerçekten var mıyız?” Atsız’ın kalemi, sade ama derindir. Bence kitap boyunca okuyucuya sadece olayları anlatmakla kalmadı, onu bir düşünce deryasına sürükledi . Gerçekle hayal arasındaki sınırın bulanıklaştığı bölümler, zaman kavramını bükerek okuyucunun algısını sorgulatır vaziyette. Mitolojik unsurlar, rüya gibi sahneler ve etkileyici diyaloglarla roman, sıradan bir tarihi eser olmaktan çıkıp
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201934bin okunma