"Senin için işimi bıraktım. Yaşadığım ülkeyi terk ettim,parasız kaldım, yeni bir hayat kurdum, senin için kilo verdim, kılığımı kıyafetimi değiştirdim, yabancı dil öğrendim, senin işin ev aldım, araba aldım, pencerenin altında gitar çaldım, konserde evlenme teklif ettim, sevdiğin yemeği ısmarladım, hasta olduğum halde sana çorba yaptım, senin için olmadığım biri gibi davranıyorum, yapmayacağım şeyleri yapıyorum. Senin için ben ben olmaktan çıktım, kendim gibi değilim artık. Sadece sen varsın."
Bütün bu çabalar arzu nesnesine sahip olmak motivasyonuyla gösterilen çabalardır. Kişi arzu nesnesi ona gelsin diye kendi gibi olmamayı bile göze almıştır.
Arzunun edilgen bir özelliği vardır. Bir şeyi arzu ettiğinde, aslında arzu ettiğim şey o nesnenin bana gelmesidir. Yerçekiminin merkezi olarak ben her şeyin benim önüme düşmesini beklerim. Sevgide nesnenin bana gelmesi yerine, ben nesneye giderim ve onun bir parçası olurum.
Bir şeyi arzu etmek kuşkusuz o şeye sahip olmaya doğru ilerlemek demektir. Bu nedenle arzu doyurulur doyurulmaz söner, doyumla birlikte sona erer. Oysa sevgi sonsuza dek duyumsuz kalır.