Böylece bir insanın bir kentin imgesi, bir kentin de bir insanın dışarı dökülmüş bağırsakları olduğunu; bir insanın, kendi kentinde, yalnızca kişi olarak özelliklerini ve var olma nedenini değil aynı zamanda, var olmasını önleyen bir yığın engeli ve üstesinden gelemediği güçlükleri de bulduğunu anlayabileceğiz; bir insanla bir kent arasında ne bu insanın sevdiği, ne acı çektirdiği kişiler ne de çevresinde durup ağzına yemek lokmaları tıkıştırmaya, ayağına deri halkalar takmaya, tenini usta ellerle okşamaya, pırıl pırıl bir bar tezgahını arkasına geçip gözlerinin önünde nefis içkiler yapmaya uğraşan kişiler anlamına gelmeyen ilişkiler olduğunu anlayabileceğiz.