Vergilius her yerde kendini buluyordu. Ve her şeyi aklında tutmak zorundaysa eğer, aynı zamanda da aklında tutabiliyorsa, dünyanın çeşitliliğini, bir yükümlülük diye algıladığı, ona doğru itildiğini hissettiği, uyanıkken düş görüyormuşçasına kendini adadığı, kendini zahmetsizce verdiği ve yine hiç zahmetsiz kendisinin kıldığı bu çeşitliliği yakalamayı ba şarıyorsa bunun nedeni o çeşitliliğin daha en baştan ona ait olmasıydı...
İsim, bize ait olmayan bir giysi gibidir; bizler isminizin altında çıplağız. Ve biz ismi varlıklarla doldurduğumuz ölçüde, o bize yabancılaşır, bizden bağımsızlaşır, biz de o ölçüde terk edilmişlikte kalırız. Ödünç alınmıştır taşıdığımız isim, ödünç alınmıştır yediğimiz ekmek, biz de ödünç alınmışızdır, öylece yabana teslim edilmiş ve ancak ödünç alınmış bütün ucuzlukları üstünden sıyırıp atmış olan kişidir ki hedefi görür ve ismiyle sonsuza kadar birleşsin diye hedefe çağrılır.