Varoluşçuların sonuncusu olarak nitelendirilen Çek asıllı usta yazar Milan Kundera’nın en bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’ni felsefi edebi roman olarak nitelendirmemiz doğru olacaktır. Felsefi oluşu gözünüzü korkutmasın son derece akıcı etkili bir anlatıma sahip. Ancak başta roman baş kişisi çapkın bir cerrah olan Tomas, Tomas’ın ressam sevgilisi Sabina, sonradan eşi olan Tereza, Sabina’nın akademisyen sevgilisi Franz hepsi sıradışı karakterler. Devamlı bir ihanet ve aldatma döngüsü var. Tomas evli ama sürekli eşini başkalarıyla aldatıyor, bunda da en ufak bir sakınca görmüyor. Bu karakterlerin çocukluk travmaları, toplumsal travmayla karışmış durumda. Olaylar Rusların Çekoslavakya’yı işgali esnasında gerçekleşiyor. Dönemin komünist partisi baskıcı tavrıyla toplumu bezdirmiş durumda. Öyle ki başarılı bir cerrah olan Tomas, gazetede yazdığı bir yazı nedeniyle görevinden alınıp cam siliciliği yapmaya başlıyor.
Alıntılar
“Ama güçlüler güçsüzleri incitemeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar.”
“... suç üzerine kurulu bu yönetimler mücrimler değil, cennete giden tek yolu bulduklarını sanan coşkulu yandaşlar tarafından kurulmuştur. Bu yolu öylesine yiğitçe savundular ki bunlar, sürüyle insan öldürmek zorunda kaldılar. Sonraları ortada cennet filan olmadığı anlaşıldı, demek ki coşkulu yandaşlar birer katilden başka bir şey değildiler.”
“Aşırı uçlar, ardında yaşamın sona erdiği sınırlar demektir ve sanatta da politikada da, aşırılığa duyulan tutku, ölüme duyulan örtük bir özlemdir aslında.”
“Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığıyla özgürce ortaya çıkarabilir.İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı onun, merhametine bırakılmışlara davranışından gizlidir...”